Moskova’da düzenlenen Uluslararası Valday Tartışma Kulübü’nün 15. Orta Doğu Konferansı’nda konuşan Lavrov, Arap Baharı sonrası dönemde bölgeyi yatıştıracak bir yönelimin ortaya çıkmadığını belirtti. Lavrov’a göre Orta Doğu’daki tüm kriz başlıkları, Filistin sorununun çözüm sürecini kilitleyen bir hat üzerinde ilerliyor.
ABD’nin geçmişte desteklediği Abraham Anlaşmaları’na değinen Lavrov, bu sürecin 2002 tarihli Arap Barış Girişimi’ni fiilen devre dışı bıraktığını savundu. Söz konusu girişimin, Filistin Devleti’nin kurulması karşılığında Arap dünyasının İsrail’i tanımasını öngördüğünü hatırlatan Lavrov, Abraham Anlaşmaları ile bu dengenin tersine çevrildiğini ifade etti. “Önce İsrail tanınacak, gerisine sonra bakılacak anlayışının bugün nelere yol açtığını görüyoruz” dedi.
Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye ilişkin barış planının kan dökülmesini durdurmayı ve esir sorununu çözmeyi hedeflemesini olumlu bulduklarını söyledi. Ancak planın kritik aşamalarında ciddi belirsizlikler olduğuna dikkat çekti. İsrail askerlerinin Gazze’den çekilmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması, insani yardımın nasıl yürütüleceği ve Gazze’nin kim tarafından yönetileceği gibi temel konuların netleşmediğini vurguladı.
Gazze için oluşturulduğu belirtilen “Barış Kurulu” ve Filistinli teknokratlardan oluşan yönetim yapısına da değinen Lavrov, bu yapıların hangi yetkilere sahip olduğunun henüz açıklığa kavuşmadığını söyledi. ABD’nin planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurmasına rağmen, Filistin Devleti’nin kurulmasının hâlâ en kritik başlık olarak ortada durduğunu kaydetti.
"TAHRAN'IN GELECEĞİNE DAİR CİDDİ ENDİŞELER TAŞIYORUZ"
İran dosyasına da değinen Lavrov, Tahran’ın geleceğine dair ciddi endişeler taşıdıklarını belirtti. Umman’ın arabuluculuk girişimlerini desteklediklerini ifade eden Lavrov, krizin askeri değil diplomatik yollarla çözülmesinden yana olduklarını söyledi. Ayrıca İran ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesi gerektiğini vurguladı.
Suriye konusunda ise Lavrov, ülkedeki sorunların sadece ulusal ve dini birlik meselesiyle sınırlı kalmadığını, Kürt meselesinin de bölgesel bir boyut kazandığını ifade etti. Bu başlığın yalnızca Suriye’yi değil, komşu ülkeleri de doğrudan ilgilendirdiğini belirten Lavrov, Rusya, Türkiye, İran ve diğer bölge ülkeleri arasında bu konuda yoğun bir diplomatik birikim oluştuğunu sözlerine ekledi.




