Terörsüz Türkiye sürecinin yasal zemini olarak gösterilen çerçeve yasanın TBMM'de kabul edilmesinin ardından, terör örgütü PKK mensuplarının teslim olması ve haklarındaki adli işlemlere ilişkin kulis iddiaları gündeme geldi. Kulislerde yer alan iddiaya göre, dağ kadrosundan teslim olanlar için ifade, iddianame ve ardından mahkemenin yakalama kararını kaldırmasıyla serbest bırakılmalarına uzanan bir süreç planlanıyor. Bu iddiaları gazeteci ve 27. Dönem Milletvekili Ayhan Bilgen'e sorduk. Bilgen, söz konusu sürecin olağan bir hukuk uygulaması olmadığını vurgulayarak, "Bu olay toplumların, ülkelerin tarihinde istisna ve olağanüstü bir durumdur. Dolayısıyla mevcut pozitif hukukun uygulamaları ve düzenlemeleri üzerinden yorum yapmak bence bizi çok doğru, sağlıklı bir okumaya götürmez" dedi.

"BU OLAĞANÜSTÜ DURUM ÖZEL BİR DURUM OLUŞTURACAK"
Kulislerde yer alan, terör örgütü PKK'nın dağ kadrosundan teslim olanların aynı gün ifade vermesi, iddianamelerinin hazırlanması ve ardından mahkemenin yakalama kararını kaldırarak serbest bırakılması iddiasını değerlendiren Bilgen, bu sürecin mevcut hukuk düzenindeki rutin uygulamalarla açıklanamayacağını söyledi. Bilgen, "Bu olağanüstü durum, bu istisnai durum gayet tabii hem silahların teslim biçimi, yöntemi hem silah bırakanların, silah teslim edenlerin yargılanması ve infaz konusunda da şüphesiz bir özel durum oluşturacaktır" ifadelerini kullandı.
Bilgen, teslim olanlar hakkında yargılama ve infaz sürecinin bugünden kesin bir takvimle ortaya konulamayacağını belirterek, "Bugünden çok keskin biçimde 'şöyle olacak' demek için ancak geçmişte bir uygulamanın olması lazım. Benim bildiğim, şu ana kadar bu düzeyde bir uygulama olmadığı için takvim kesin biçimde ortaya konmadı." dedi.

"SÜRECİN NASIL İŞLEYECEĞİNİ UYGULAMADA GÖRECEĞİZ"
Silah bırakma sürecinin nasıl yürütüleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bilgen, sürecin Türkiye sınırları dışında gerçekleşme ihtimaline dikkat çekti. Bilgen, "Silah bırakma konusu muhtemelen Türkiye sınırlarında değil Irak-Suriye topraklarında, belki o ülkelerin de iş birliğiyle, o ülkelerin güvenlik görevlilerinin de bulunduğu ortamlarda gerçekleşecek. Hiç şüphesiz ortamda Türk gözlemciler de bulunacaktır " diye konuştu.
Yargılama ve infaz süreçlerinin ise bugün itibarıyla kesin biçimde tarif edilemeyeceğini söyleyen Bilgen, "Ama silah bırakanların sonrasında bir biçimde yargılanma süreci, infaz biçimi hiç şüphesiz bugün itibariyle çok keskin, net bir tarih şu kadar sürede şöyle olacak diyebileceğimiz netlikte değil. Bunların büyük kısmını uygulamada yaşayarak görebileceğiz, ancak o zaman pratik durumu anlayabileceğimiz kanaatindeyim" ifadelerini kullandı.
ÇERÇEVE YASA'DAKİ MUĞLAKLIK TARTIŞMASI
Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için terör örgütü PKK/KCK'nın fiili varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin tespit edilmesinin ardından bunun MGK tarafından teyit edilmesi ve Resmi Gazete'de yayımlanması öngörülürken, bu tespitin hangi kriterlerle yapılacağı tartışma konusu oldu. Bu noktada siyasi karar ile yargısal karar arasındaki sınırın nasıl çizileceğini sorduğumuz Bilgen, bunun net biçimde ortaya konulmasının zor olduğunu söyledi.
Bilgen, "Elbette bu muğlaklığın riskleri var. Ama bu yani biraz bu işin kendi doğasıyla ilgili gibi gözüküyor. Hiç şüphesiz daha iyi bir yönetim pratiği olabilirdi" dedi.

"SİYASET KURUMU AYNI DÜZEYDE CESARETLİ DEĞİL"
Çerçeve yasanın hazırlanma sürecini de eleştiren Bilgen, siyasi aktörlerin sürece yeterince hakim olmadığını savundu. Bilgen, "Ben yasanın hazırlanış sürecinde de hem gecikme olduğunu hem de çok kararlı ve cesur adımların atılmadığı kanaatindeyim siyasi aktörler açısından söylüyorum. Bence buradaki tablonun sebebi güvenlik bürokrasisi konuya daha yoğunlaşmış vaziyette olması. Doğal olarak asıl mesai, asıl çabayı onlar sarf etti" ifadelerini kullandı. Bilgen sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buradaki tablonun sebebi güvenlik bürokrasisi konuya daha yoğunlaşmış vaziyette olması. Doğal olarak asıl mesai, asıl çabayı onlar sarf etti. Ama siyaset kurumu ve yasama organı bence aynı düzeyde hem cesaretli değil hem de konuya hakim değil. Yani aradaki kopukluğun ben bundan kaynaklandığı düşüncesindeyim."
"BAHÇELİ'NİN ROLÜ ÖNEMLİ"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmeli" açıklamasını da değerlendiren Bilgen, Bahçeli'nin Terörsüz Türkiye sürecindeki rolüne dikkat çekti. Bilgen, "Ben Sayın Bahçeli'nin bu süreçteki rolünün önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle tepkilerin azaltılması, örgüt de bir biçimde bu sürece katılım konusunda daha güçlü bir iradenin oluşması, Öcalan'ın bu sürece yapıcı katkı sunmasında Bahçeli'nin çıtayı koyduğu yer anlamlı" dedi. Ancak Bahçeli'nin açıklamasının bu adımların hemen hayata geçirileceği anlamına gelmediğini belirten Bilgen, "Ama bu pratiğin de uygulamanın da Bahçeli'nin dediği noktada gelişeceği, mutlaka hemen gelişeceği anlamına gelmez" ifadelerini kullandı. Bilgen, Bahçeli'nin teröristbaşı Öcalan, Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş'a ilişkin mesajlarının siyasi açıdan taşıdığı anlama da dikkat çekti.

Bilgen, "Geçmişte de Öcalan'ın meclise gelmesi, mecliste konuşması ya da örgütün silahları Ahvat'ta ya da Malazgirt'te o bölgede teslim etmesi gibi talepleri, beklentileri, Demirtaş'la ilgili Ahmet Türk'le ilgili mesajları somut bir uygulama anlamında karşılık bulmadığı yani o çıtayı bir yere koyuyor ve çıtayı oraya koymasının hem Türk milliyetçi çevrelerdeki tartışmalarda hem Kürtler arasındaki tartışmalarda ifade ettiği bir anlam var" dedi. Bilgen, Bahçeli'nin yaklaşımını "zor ve sıkıntılı bir tercih ama aynı zamanda cesur bir görev sorumluluğu" olarak değerlendirdi.
DEMİRTAŞ VE ÖCALAN YASADAN FAYDALANACAK MI?
Selahattin Demirtaş'ın hukuki durumuna ilişkin de değerlendirmede bulunan Bilgen, konunun öncelikle yargısal boyutuyla ele alınması gerektiğini söyledi. Bilgen, "Yani yargısal boyut Demirtaş konusunun asıl muhatabıdır. Sonuçta İlk Derece Mahkemesi'nin karar verdiği, istinafta henüz sürecin devam ettiği bir durum var" ifadelerini kullandı. Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'a ilişkin ise Bilgen, mevcut durumda doğrudan bir özgürlük beklentisinin gerçekçi olmadığını savundu. Bilgen, "Burada Öcalan'a özgürlük ya da Öcalan'ın çıkması, Türkiye'nin herhangi bir yerinde ya da yurt dışında yaşaması ile ilgili bir pozisyonum ben şu anda henüz uygun olmadığını düşünenlerdenim, mümkün olmadığını düşünenlerdenim" dedi.
Bilgen ayrıca, mevcut mevzuata göre "Umut Hakkı" bakımından üç yıllık süreye işaret ederek, "Umut Hakkı ile ilgili uygulama bugünkü mevzuat itibariyle en azından 3 yıl sonrasında mümkün" ifadelerini kullandı. Röportajın sonunda Bilgen, çerçeve yasadan beklenen sonuçların alınması ve sürecin tamamlanması halinde teröristbaşı Öcalan'ın gelecekte serbest kalmasının gündeme gelip gelmeyeceğini sorusuna,, "Ancak bunlar tamamlandıktan sonra bunu daha rahat konuşabileceğimizi düşünüyorum" yanıtını verdi.

Bilgen ayrıca, sürecin başarıyla tamamlanması halinde ilerleyen dönemde infaz kurumu, infaz hakimliği ve yasama organı tarafından yeni düzenlemelerin ele alınabileceğini belirtti. Ancak bunun bugün itibarıyla kesinleşmiş bir uygulama olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.




