Telefon, bilgisayar ve sosyal medya artık günün neredeyse her anında hayatımızın içinde. Sürekli gelen bildirimler, bitmeyen mesajlar ve aynı anda takip etmeye çalıştığımız onlarca içerik zihni sürekli tetikte tutabiliyor. Araştırmalar da teknolojiyi sürekli kontrol etme davranışı ile daha yüksek stres düzeyleri arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.
Peki günün büyük bölümünü ekran başında geçirmek ne zaman sıradan bir alışkanlıktan çıkıp “dijital tükenmişliğe” dönüşüyor? Uzmanlara göre sürekli bilgi akışı ve dijital uyaranlara maruz kalmak kişinin dikkatini, dinlenme kapasitesini ve psikolojik iyi oluşunu zorlayabilir. Ancak “dijital tükenmişlik” ifadesinin her yoğun ekran kullanımında klinik bir tanı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor; asıl dikkat edilmesi gereken nokta, dijital yoğunluğun kişinin stresini, uykusunu, işlevselliğini ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği.
“TAHAMMÜLSÜZLÜĞE YOL AÇIYOR!”
Peki, dijital yoğunluk bireylerde stres ve sinir sistemini nasıl etkiler? Bu durum dijital tükenmişlik olarak değerlendirilebilir mi? Psikolog Ece Bahat, Türkinform’dan Beyza Coşkun’a özel yanıtladı. Bahat, “Uzun süre maruz kalındığında dijital tükenmişlikten söz edebiliriz. Sürekli ekrana bakmak, mesajlara yetişmeye çalışmak ve bilgi akışına maruz kalmak sinir sistemini sürekli uyarılmış halde tutuyor. Bu da dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk, tahammülsüzlük ve uyku problemleri gibi sonuçlara yol açabiliyor. Beynin de tıpkı bedenimiz gibi zaman zaman dinlenmeye ihtiyacı var” açıklamasında bulundu.
EKRAN MOLASI VERİN!
Uzmanlara göre dijital yoğunluğun etkilerini azaltmanın yolu ise ekranla geçirilen zamanı kontrol altına almaktan geçiyor. Bildirimleri sınırlamak, gün içinde kısa süreli ekran molaları vermek ve zihnin gerçekten dinlenebileceği anlar yaratmak, dijital yorgunluğun önüne geçmede önemli bir adım olabilir.



