Adalet Bakanlığı ve AK Parti tarafından yürütülen çalışmalarda, uzun süredir tartışma konusu olan süresiz nafaka uygulamasının kaldırılması ve yerine evlilik süresiyle orantılı, sınırlı süreli nafaka modelinin getirilmesi gündemde. Taslağa göre; 3 yıl süren evliliklerde 5 yıl, 5 yıl süren evliliklerde 7 yıl, 10 yıl süren evliliklerde ise 12 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Yetkililer, düzenlemenin 2026 yılının mart ayından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmasının beklendiğini, ancak henüz yasalaşmadığını vurguluyor.

NAFAKA-1

"Horon bizumdur" dediler, Guinness Rekorlar Kitabı'na girdiler
"Horon bizumdur" dediler, Guinness Rekorlar Kitabı'na girdiler
İçeriği Görüntüle

SÜRESİZ NAFAKA KALDIRILDI MI?

Önerilen modelin, nafaka ödeyen taraf açısından süresiz yükümlülüğün doğurduğu belirsizliği ortadan kaldırması ve boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlanması hedeflenirken; nafaka alan tarafın belirlenen süre içinde ekonomik bağımsızlığını kazanmasının teşvik edilmesi amaçlanıyor. Ancak bu değişiklik, özellikle boşanma sonrası yoksullaşma riski taşıyan kadınlar açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Avukat Zeynep Tepegöz, yeni modelin hukuki ve toplumsal etkilerini Türkinform muhabiri Sema Ersoy’a değerlendirdi.

1765958326788 Son Haber Muhabir Psd 13

“NAFAKA TARTIŞMASI SADECE SÜRE MESELESİ DEĞİL”

Avukat Zeynep Tepegöz, nafaka konusunun yalnızca “kaç yıl ödenecek” sorusuna indirgenemeyeceğini belirterek, Türkiye’de yoksulluk nafakasının çoğu zaman çocukların temel ihtiyaçları, kadına yönelik şiddet ve ekonomik kırılganlıkla iç içe geçtiğini vurguladı. Tepegöz, “Türkiye’de nafaka dosyalarının önemli bir bölümü kadınların ve çocukların temel yaşam ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Bu nedenle nafakayı tartışırken yalnızca süreye değil; görünmez ev içi emeğe, ekonomik şiddete, düşük kadın istihdamına ve boşanma sonrası yoksullaşma riskine birlikte bakmak gerekir” dedi.

TÜİK verilerine dikkat çeken Tepegöz, kadınların işgücüne katılım oranının yaklaşık yüzde 35,8 düzeyinde olduğunu hatırlatarak, bu oranın son derece düşük olduğunu söyledi. Kadınların büyük ölçüde çocuk, yaşlı ve engelli bakımını üstlendiğini, bu görünmez emeğin kadınları istihdamdan uzaklaştırdığını belirtti.

"SÜRELİ NAFAKA SOSYAL DEVLET İLKESİNİ ZAYIFLATABİLİR"

Yeni sistemin Anayasa’daki sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Tepegöz, yoksulluk nafakasının boşanma sonrası yoksullaşmayı önleyen önemli bir mekanizma olduğunu ifade etti. “Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi, ekonomik olarak dezavantajlı bireyleri koruma yükümlülüğü yükler. Yoksulluk nafakası da bu koruma amacına hizmet eder” diyen Tepegöz, süresiz ibaresinin kaldırılmasının tek başına Anayasa’ya aykırı sayılamayacağını, ancak telafi edici sosyal politikalar olmadan getirilecek bir süre sınırının ciddi riskler barındırdığını vurguladı.

Tepegöz, “Eğer nafaka süresi dolduğunda kadınlar yeniden yoksulluğa sürükleniyorsa, bu durum Anayasa’nın sosyal devlet ve ailenin korunmasına ilişkin yükümlülükleriyle çatışır” ifadelerini kullandı.

3462682

“ŞEKLİ EŞİTLİK, MADDİ EŞİTLİK SAĞLAMAZ”

Süre sınırlamasını savunan görüşlerin, her iki eşin de çalışabileceği varsayımına dayandığını belirten Tepegöz, bu yaklaşımın toplumsal gerçeklikle örtüşmediğini söyledi. “Otomatik süre modeli görünürde eşitlik yaratabilir ama maddi eşitliği sağlamaz. Bu da Anayasa’nın kadınlar lehine pozitif yükümlülükler içeren eşitlik anlayışıyla çelişir” diyen Tepegöz, özellikle ev içi emeğin ve bakım yükünün görmezden gelinmemesi gerektiğinin altını çizdi.

"KADINLARIN GÖRÜNMEZ EMEĞİ NAFAKA TARTIŞMALARINDA YOK SAYILIYOR"

Kadınların evlilik sürecinde eğitim ve mesleğe erişimlerinin sıklıkla engellendiğini ifade eden Tepegöz, birçok dosyada kadınların eşleri tarafından çalışmasına izin verilmediğinin görüldüğünü söyledi. Çocuk bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde kaldığını belirten Tepegöz, ücretsiz ve erişilebilir kreşlerin yaygın olmamasının kadınları çalışma hayatından kopardığını, kadınların erkeklere kıyasla daha düşük ücret alması nedeniyle çalışmanın çoğu zaman ekonomik olarak da anlamsız hale geldiğini vurguladı.

Bu yapısal eşitsizlikler dikkate alındığında, evlilik süresine göre otomatik belirlenen nafaka sürelerinin adil sonuçlar doğurmayabileceğini söyleyen Tepegöz, “Kısa süren bir evlilikte bile kadın işgücünden çekilmiş, mesleki becerilerini kaybetmiş veya ekonomik şiddete maruz kalmış olabilir” dedi.

4060154

NAFAKA MİKTARLARI DÜŞÜK, TAHSİL ORANI ZAYIF

Mevcut sistemde bağlanan nafaka miktarlarının da ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Tepegöz, sivil toplum verilerine göre nafakaların önemli bir bölümünün fiilen ödenmediğini hatırlattı. EŞİK Platformu’nun çalışmalarına atıf yapan Tepegöz, nafakaların yaklaşık üçte ikisinin tahsil edilemediğini, 2024 yılında boşanma davalarında hükmedilen ortalama yoksulluk nafakasının ise yaklaşık 1.179 TL seviyesinde olduğunu söyledi. “Bu rakamlar, nafakanın çoğu dosyada geçim güvencesi sağlamaktan uzak kaldığını gösteriyor” diyen Tepegöz, boşanma sürecinde bazı kadınların işlerini ve barınma imkanlarını da kaybettiğini belirtti.

“MATEMATİKSEL FORMÜLLER AİLE HUKUKUNA UYMAZ”

Taslakta öngörülen evlilik süresi–nafaka süresi oranlarını da değerlendiren Tepegöz, aile hukuku uyuşmazlıklarının standartlaştırmaya dirençli olduğunu söyledi. “Üç yıllık evliliğe beş yıl nafaka gibi katsayılar öngörülebilirlik sağlıyor gibi görünse de, aile hukuku dosyaları birbirinden çok farklıdır” diyen Tepegöz, yaş, eğitim, sağlık, bölgesel iş koşulları ve çocuk bakım düzeninin her dosyada değiştiğini vurguladı. Şiddet ve ekonomik kontrol içeren dosyalarda “süre doldu” yaklaşımının mağdurun güvenliğini zayıflatabileceğine dikkat çekti.

HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ KRİTİK

Mahkemelere takdir yetkisi bırakılmamasının adalet duygusunu zedeleyebileceğini belirten Tepegöz, Türk Medeni Kanunu’ndaki hakkaniyet ilkesinin aile hukukunun omurgası olduğunu söyledi. “Somut olay dikkate alınmadan yalnızca matematiksel oranlara dayalı kararlar fiilen adaletsiz sonuçlar doğurur” diyen Tepegöz, hakime istisna tanıma ve nafakayı uzatma imkânı verilmesi gerektiğini ifade etti.

"BOŞANMA SONRASI YOKSULLUK RİSKİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ"

Düzenlemenin hayata geçmesi halinde kısa vadede nafakanın boşanma davalarındaki en sert çatışma alanı hâline geleceğini söyleyen Tepegöz, orta ve uzun vadede yeni dava türlerinin ortaya çıkabileceğini belirtti. “Kreş desteği, mesleğe dönüş programları ve nafakanın etkin tahsili sağlanmazsa, süre sınırlaması kadın yoksulluğunu derinleştirir” diyen Tepegöz, dikkat çeken bir uyarıda bulundu:

“Nafakanın süreli olması, erkeğe ekonomik olarak bağımlı kadınlar için boşanmanın önündeki en büyük bariyerlerden biri hâline gelebilir. Kadın yoksulluğu, şiddetten uzaklaşmayı da engeller. Bu durum, özellikle çocuklu kadınlar açısından ciddi sosyal sonuçlar doğurur.”

BOŞANMA

SÜRE DEĞİL, SİSTEM TARTIŞILMALI

Avukat Zeynep Tepegöz’e göre, nafaka tartışması yalnızca süre üzerinden yürütülemez. Hâkime geniş takdir yetkisi tanıyan, istisnalar içeren ve güçlü sosyal politikalarla desteklenen bir model kurulmadığı sürece, otomatik süre sistemi adalet üretmekten çok yeni mağduriyetler doğurabilir. Tepegöz, “Aksi hâlde aile hukuku, zayıf tarafı koruma işlevini yitirir” diyerek uyarısını yineledi.

Muhabir: Sema Ersoy