Dış politika uzmanları, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesi ve hava saldırıları karşısında Tahran’ın en önemli iki küresel partneri olarak görülen Rusya ve Çin’den güçlü ve caydırıcı bir tepki gelmemesini Türkinform’a değerlendirdi.

Diplomatik kınamalar ve itidal çağrıları dışında somut bir adımın gelmemesi, “Moskova ve Pekin neden sessiz?” sorusunu da gündeme taşıdı.

MOSKOVA’NIN UKRAYNA HESABI

Uzmanlar, Rusya’nın son yıllarda İran ile askeri ve stratejik iş birliğini artırmış olsa da önceliğini Ukrayna cephesine verdiği belirterek, Vladimir Putin yönetimi için Batı ile doğrudan yeni bir cephe açmanın, mevcut askeri ve ekonomik yükü daha da ağırlaştıracağı riski taşıdığını ifade ediyor.

Bu arada Rusya’nın İran ile ilişkisinin stratejik ama sınırsız anlamına gelmediğinin altını çizen uzmanlar, Moskova’nın Tahran’ı Batı’ya karşı önemli bir ortak olarak görse de İsrail ile Suriye sahasında kurduğu hassas dengeyi korumayı amaçladığına işaret ediyor. Özellikle İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik operasyonlarına Rusya’nın uzun süredir doğrudan müdahil olmaması, bu denge politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Ayrıca Kremlin, İran krizinin büyümesi halinde enerji fiyatlarının artmasından ekonomik olarak fayda sağlayacağını düşünerek, kendisinin alternatif olacağı hesabını yapıyor. Bu durum, Moskova’nın söylem düzeyinde sertleşse bile fiili askeri angajmandan kaçınmasına neden olduğu belirtiliyor.

PEKİN, İSTİKRAR SAĞLAMA DERDİNDE

Uzmanlara göre, Çin açısından tablo daha çok ekonomik ve jeopolitik istikrar ekseninde şekilleniyor. Doğal olarak Şi Jinping liderliğindeki Pekin yönetiminin, Orta Doğu’daki gerilimin enerji arzını tehdit etmesini istemediğini kaydeden dış politika uzmanları, İran’ın Çin için önemli bir enerji tedarikçisi olsa da Çin’in Körfez ülkeleri ve İsrail ile de ciddi ticari bağları bulunduğunun altını çiziyor.

“Pekin’in dış politika yaklaşımı genellikle ‘çatışmaya taraf olmama’ ve ‘krizleri diplomasiyle yönetme’ üzerine kurulu.” diyen uzmanlar, Çin’in askeri bir karşılık vermek yerine, Birleşmiş Milletler zemininde çağrılar yapmayı ve gerilimi düşürücü rol üstlenmeyi tercih ettiğine dikkat çekiyor.

Ayrıca Çin'in, ABD ile küresel ölçekte zaten yoğun bir rekabet içindeyken Orta Doğu’da doğrudan askeri pozisyon almak istememesi de bir başka konu olarak masada duruyor. Tayvan, Güney Çin Denizi ve ekonomik yavaşlama gibi başlıklar, Pekin’in öncelikli gündem maddelerini oluşturuyor.

ORTAKLIK, ASKERİ MÜDAHALEYİ İÇERMİYOR

İran, son yıllarda hem Rusya hem de Çin ile ilişkilerini “stratejik ortaklık” düzeyine taşıdığını açıklasa da mevcut tabloya göre, bu ortaklıkların bir askeri destek anlamına gelmediği ortaya çıkıyor. Uzmanlara göre, bu nedenle Moskova ve Pekin, İran için ABD ya da İsrail ile doğrudan çatışmayı göze alacak bir pozisyon almak istemiyor.

“Çıkar temelli ittifak” gerçeğini bir kez daha gösteren bu iş birliğinin ideolojik yakınlıktan ziyade kendi ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlarını önceleyen bir çizgide hareket etmeyi tercih ettiği vurgulanıyor.

Suudi Arabistan'da Aramco helikopteri düştü: 14 can kaybı
Suudi Arabistan'da Aramco helikopteri düştü: 14 can kaybı
İçeriği Görüntüle

Sonuç olarak, Rusya ve Çin’in tepkisi daha çok diplomatik söylem düzeyinde kaldığına vurgu yapan uzmanlar, İran’a verilen desteğin siyasi ve ekonomik çerçevede sürdüğü, ancak askeri bir güvenlik şemsiyesi olmadığını vurguluyor.

Uzmanlara göre, Moskova ve Pekin, krizin bölgesel kalmasını ve doğrudan küresel bir savaşa dönüşmesini istemiyor. İran’ın ise bu süreçte sahada yalnız kalıp kalmayacağı, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek kritik bir soru olarak öne çıkıyor.

Muhabir: Ömür Melih ÜZELCE