1980’li yıllarda Todor Jivkov yönetimindeki Bulgaristan’da Türklere yönelik sistematik asimilasyon politikaları uygulanmaya başlandı. “Yeniden Doğuş Süreci” adı verilen politikalar kapsamında Türklerin isimleri zorla değiştirildi, Türkçe konuşulması yasaklandı, dini ve kültürel haklar kısıtlandı.
CAMİLER VE TÜRKÇE EĞİTİM VEREN OKULLAR KAPATILDI
Camilerin kapatılması, Türkçe eğitim veren okulların kaldırılması ve Türk kimliğinin yok sayılması bölgede büyük bir huzursuzluk oluşturdu. Baskılara karşı çıkan Bulgaristan Türkleri ise sık sık güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşı karşıya kaldı.
24 Mayıs 1989’da başlayan protestoların ardından Bulgaristan yönetimi sınır kapılarını açarak Türklerin ülkeyi terk etmesini istedi. Bu süreçte yaklaşık 350 bin Türk, kısa süre içinde Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. Yaşananlar, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrası gördüğü en büyük kitlesel göç hareketlerinden biri olarak tarihe geçti.
FARKLI İLLERE YERLEŞTİRİLDİLER
Göç sırasında binlerce aile parçalanırken, insanlar yıllarca yaşadıkları toprakları geride bırakmak zorunda kaldı. Türkiye’ye gelen göçmenler özellikle Trakya, Bursa, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehre yerleştirildi.
1989’da Bulgaristan Türklerinin yaşadığı süreç yalnızca bir göç değil, aynı zamanda kimlik ve kültür mücadelesi olarak da değerlendirildi. Türkiye ile Bulgaristan ilişkilerinde de önemli kırılmalardan biri olarak görülen olay, Türk dünyasının yakın tarihindeki en acı hadiseler arasında gösteriliyor.
Bugün her yıl 24 Mayıs’ta Bulgaristan Türklerinin yaşadığı zulüm ve zorunlu göç, düzenlenen anma programlarıyla hatırlanıyor. Göçü yaşayan birçok kişi ise aradan geçen yıllara rağmen yaşadıkları travmayı unutamadıklarını dile getiriyor.




