Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 2026 Perşembe günü saat 14.00'te 86'ncı birleşimini gerçekleştirmek üzere toplandı. 7 Nisan 2026 tarihli 78'inci birleşimde kabul edilen Danışma Kurulu kararı doğrultusunda, Meclis Genel Kurulu sadece günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla özel gündemle açıldı. Bu birleşimde başka hiçbir konunun görüşülmeyeceği karara bağlandı.

GENEL KURULDA SİYASİ PARTİ TEMSİLCİLERİ KÜRSÜYE ÇIKACAK
Kabul edilen Danışma Kurulu önerisine göre, özel gündemle toplanan Genel Kurulda siyasi parti temsilcileri de konuşma yapacak. Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasi partilerin grup başkanlarına onar dakika konuşma süresi ayrılacak.

"ANAYASA VE İÇTÜZÜK ÇERÇEVESİNDE YENİ BİR REFORM PERSPEKTİFİNE İHTİYACIMIZ VAR"
Oturumun açılış konuşmasını gerçekleştiren TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhuriyet ve demokrasi ilişkisine değinerek reform ihtiyacını şu sözlerle dile getirdi:
"Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi 23 Nisan vesilesiyle bir kere daha hatırlamak durundayız. Cumhuriyet, halk adına idare iddiasıdır. Demokrasi ise halkın idaresinin yönetime en etkili biçimde taşınması çabasıdır. Anayasa ve içtüzük çerçevesinde yeni bir reform perspektifine ihtiyacımız olduğu açıktır. Temsili genişleten, denetimi derinleştiren, yasama kalitesini yükselten, komisyonları daha etkili hala getiren, milletvekilliğini daha tesirli kılan ve vatandaşla temas kanallarını çoğaltan bir yaklaşım, siyasi sistemimizin önündeki şüphesiz en makul istikamettir. Kastettiğim reform arayışı bir metin değişikliğinin ötesinde, siyaset tarzı meselesidir. Amaç, milletin sesinin daha çok duyulduğu, farklı kanaatlerin daha sağlıklı konuşulduğu ve uzlaşının daha sistemli üretildiği bir Meclis düzenini yaratmaktır. Siyaset kurumu karşıtlıkların kördüğüm haline dönüştürüldüğü bir yer haline getirilemez. Meclisler işlevsizleştiğinde toplumlar sokaktaki gerilimle idari katılık arasında sıkışıp kalır. Oysa milli irade siyasi farklılıklerin meşru zeminde konuşulmasını sağlayan en meşru zemindir."
"BU KARA DÜZENİN ÇARKALARI ÇOCUKLARI DEĞİL MAKAMLARI GÜVENDE TUTMAK İÇİN DÖNÜYOR"
Kurtulmuş'un ardından AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler söz aldı. Güler'in konuşmasını tamamlamasından sonra kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çocuk yoksulluğuna ilişkin verileri paylaşarak şu ifadeleri kullandı:
"Bu özel günün tüm dünya çocuklarına armağan edilmesinin kıvancını yaşıyoruz. Ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da güvende değil. Çocuklarımızın 8 buçuk milyonu yoksulluk çekiyor. OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda Kosta Rika'dan sonra ikinci sıradayız. Türkiye'de artık yoksulluk ailelerden evlatlara miras kalıyor. Kaliteli ve güvenli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüşmüş durumda. Bir yanda özel servislerle okula giden, diyetisyen onaylı menülerle beslenen çocuklar var, diğer yanda sosyal yardım alamıyorsa beslenme çantası yerine okula umutsuzluğu ve açlığı taşıyan evlatlar var. Biri özel okulda zil çaldığında yemeğe koşuyor, diğeri kantinden aldığı yarım tostu veresiye yazdırıyor. Biri cam şişedeki temiz suyunu kana kana içerken diğeri tuvalet musluğuna ağzını dayamak zorunda kalıyor. Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor. Yoksul çocukların okullarının önünde, çeteler, torbacılar kol geziyor. O çeteler, o mutsuz çocuklara kimlik kazandırıp eleman devşiriyor. Her yıl ortalama 180 bin çocuk, suça bulaşıyor. Hatta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta en acı haliyle tecrübe ettiğimiz gibi çocuklar, cinayetler işliyor. Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, mahkemelerde adaletsizlik ve sosyal hayatta adaletsizlikler toplumsal çöküşe neden oluyor. Evlatlarımız okulda olmasalar, bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar. MESEM’lerde, güvensiz koşullarda, ucuz iş gücü haline getiriliyorlar. Son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 852’ye ulaştı. Bu ülkede birileri güvende, birileri güvende değil arkadaşlar. 24 yıldır tek partiyle yönetilen ülkemizde, çocuklar güvende değil. Çünkü bu kara düzenin çarkları çocukları değil, makamları güvende tutmak için dönüyor. İşte biz, bu çark artık millettin lehine, yoksulların lehine dönsün diye siyaset yapıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz."
"TUNALI HİLMİ BEY'İN ANLATTIKLARI 105 YIL SONRA 19 MART DARBESİ İLE ÜLKE GERÇEĞİ OLMUŞTUR"
Özel, konuşmasının devamında yargıdaki atamaları ve tutukluluk süreçlerini eleştirerek Tunalı Hilmi Bey'in 1921 yılındaki meclis konuşmalarından örnek verdi:
"İlk Bayramımız Ulusal Egemenlik Bayramı… Bakın elimde 1921 yılından Meclis tutanakları var. O esnada Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülüyor. Görüşmelerde, Nahiye Müdürü’ne yani bir bucağın yürütme amirine, 24 saat-1 hafta arasında tutuklama yetkisi verilmek isteniyor. Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey buna itiraz ediyor. Diyor ki; eğer tutuklama yetkisi, bağımsız ve tarafsız birine değil de Nahiye Müdürü’ne verilirse, siyasi rakiplerini tutuklar diyor. Tunalı Hilmi Bey, 'Örneğin benim gibi bir ağanın, bir hafta değil, bir saat hapsi bile benim haysiyetimi kesmek için yeterli olur. Yalancı şahitler yaratırlar ve beni içeriye atarlar' diyor. Yani mesele şudur; bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi, başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz. Tunalı Hilmi Bey’in bu kürsüde anlattıkları, 105 yıl sonra, 19 Mart Darbesi ile bu ülkenin gerçeği haline gelmiştir. Öncesinde hâkim olan, verdiği tüm kararlar Anayasa Mahkemesi’nden dönmesine rağmen, Bakan Yardımcısı yapılarak siyasete sokulan biri, Anayasa’ya aykırı olarak bu kez Başsavcı atanıyor ve partisine rakip olanları hapse attırıyor. Görevini tamamlayınca yine 'aferin' alıp, bu kez Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Bakan yapılıyor. Bir gün önce savcı, bir gün sonra Bakan olan kişi ilk açıklamasını il başkanları toplantısında yapıyor ve 'Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyor. Tunalı Hilmi Bey’in tarif ettiği gibi, gizli tanıklarla, yalancı şahitlerle Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve onlarca seçilmiş belediye başkanımız 1 yıldan fazladır hapis yatıyor. Bu darbe ortadayken, darbeyi yapanların hukuksuzlukları ve haksız zenginleşmeleri kanıtlanmışken, şimdi burada hangi hukuktan, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?"

"BİZ BOYNUMUZU VERİRİZ AMA BOYUN EĞMEYİZ"
CHP lideri Özel, parti kapatma iddiaları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasını şu sözlerle eleştirdi:
"Terörsüz ve Demokratik Türkiye sürecindeyiz. Partimize yönelik tüm saldırılara rağmen, hatta kapatma davası açılması talebine rağmen, Ortadoğu’daki tehditleri görerek, Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinin önemini bilerek, bu milletin barışı ve bekası için bu süreci savunuyoruz. Ve daha fazla zaman kaybetmeden başarıya ulaşmasını bekliyoruz. Ama bu Meclis komisyon raporuna, kayyımların son bulmasını yazıyor. Buna rağmen hala 13 seçilmiş başkanın yerinde kayyımlar oturuyor. Bu Meclis komisyon raporuna, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasını yazıyor. Ama hâlâ bu kararlara uyulmuyor. Can Atalay’ı Hatay halkı seçti. Meclis’e gönderdi. Sayın Bahçeli o gün Meclis Başkanı sıfatıyla ismini okuttu ve yemin etmeye çağırdı. Ama bir yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ni de Meclis’i de yok sayıp Can Atalay’ı hapisten çıkarmadı. Biz şimdi bu şartlarda milletin hangi egemenliğini konuşacağız? İstanbul İl Başkanlığımızı 5 bin polis bastı. Milletvekilleri darbedildi. Bursa’da, Ankara’da milletvekillerine gaz sıkıldı. Şimdi burada milletvekillerinin hangi itibarını konuşacağız? Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne kapatma davasından, butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa, bu Meclis’in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız? Demokrasiye kast eden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Bizi iyi tanıyın: Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz, bir avuç darbeciye teslim olmayız. Çünkü; biz sussak, evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak, tarih unutmayacak!"
"ANAYASA'NIN 78'İNCİ MADDESİNİN EMRETTİĞİ ARA SEÇİM ZAMANI GELMİŞTİR"
Özgür Özel, konuşmasının sonunda boş bulunan milletvekillikleri için ara seçim yapılması çağrısında bulundu:
"Ama şunu da bilin: Türkiye’de çok kirli ve riskli bir yol açılıyor. Yarın günü gelir, bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan, her istediğine her iftirayı atabilir. Yarı günü gelir, bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran, her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir, Bölge Adliye Mahkemesi’ne bastıran, bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir. Ateşle oynuyorlar değerli arkadaşlar. Ateşle oynayan elini yakar, evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar. İşte bu yüzden biz, 19 Mart 2025 tarihinden beri, bir mevzi olarak Partimizi değil, bir cephe olarak demokrasiyi savunuyoruz. Kimseden de Partimizi savunmasını beklemiyoruz. Hepinizden, temsil ettiğiniz milletin iradesini savunmanızı bekliyoruz. Birileri siyaseti topyekûn tasfiye etmek istiyorlar. Biz ayrı partileriz. Ekonomide, ulaştırma politikalarında, sağlık hizmetlerinde rekabet edebiliriz. Ama adalet ve demokrasinin yokluğunda rekabet edemeyiz. Biz sizden, her birinizin eşit ve özgür yarışabileceği demokratik ortamı savunmanızı bekliyoruz. Unutmayın: Bu milletten isteyin canını verir, evladını verir ama Atatürk’ün emaneti sandığı kimseye vermez. Bu millet, vesayetçinin postal giyenine de kravat takanına da geçit vermemiştir, bundan sonra da vermez. Bu millet; huzurunu bozanları, ekmeğini küçültenleri asla affetmez! Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir. Bugün Can Atalay’ın hakkı teslim edilmezse, 8 milletvekilliği boştur. Anayasa’nın 78’inci maddesinin emrettiği ara seçim zamanı gelmiştir. Boş olan milletvekillikleri için sandık kurulmalıdır. Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimde Ak Parti birinci çıkmıştır. 3 yıl önce birinci çıktığı yerlerde seçimden kaçan, yenilgiyi baştan kabul eden bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır. Ve milletin vermediği meşruiyet, çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump’tan da onun Monarşi rejimlerini öven elçisinden de alınmaz. Meclis meşruiyeti, milletten alınır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
"CUMHURBAŞKANI BARIŞ ŞİMDİ ONA VURULACAK MÜHRÜ BEKLİYOR"
Özel'in ardından söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, barış sürecine ilişkin mesaj vererek, "Cumhurbaşkanı, barış şimdi ona vurulacak mührü bekliyor. Süleyman sizsiniz; mühür sizdedir" dedi. Bakırhan'ın ardından, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay kürsüye çıkarak konuşmasını gerçekleştirdi.
Meclis Genel Kurulu'ndaki özel oturum devam ediyor. Detaylar ve açıklamalar ulaştıkça aktarılacaktır.
MHP ADINA GRUP BAŞKANVEKİLİ ERKAN AKÇAY KÜRSÜYE ÇIKTI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli özel oturumda konuşma yapmadı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın ardından MHP adına MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay kürsüye çıktı. Akçay, Genel Kurul'a hitabında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı tebrik etti.
"ÇOCUKLARIMIZ NELERDEN MAHRUMSA MECLİS'İMİZ DE AYNISINDAN MAHRUMDUR"
Akçay'ın ardından kürsüye İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu geldi. Dervişoğlu, açıklamalarının ilk bölümünde şu ifadeleri kullandı:
"Çocuklarımız nelerden mahrumsa Meclis'imiz de aynısından mahrumdur. Millet iradesi nasıl gölgelenmişse çocuklarımızın istikbali de öyle gölgelenmiştir. Ben çocukken kendimi hep değerli hissederdim. Andımızın içinde kendime bir yer bulurdum. Gerçekleşeceğini düşündüğüm birçok hayalim vardı."
"HANGİ MEFHUMU ANDIYSA YA SAKATLAMIŞ YA HASTA ETMİŞ HATTA YOK ETMİŞ"
Dervişoğlu, geçmişten bugüne uzanan süreci değerlendirdiği konuşmasına şöyle devam etti:
"Yıllar geçince insan çok daha iyi anlıyor ki her birimiz aslında daha iyi bir Türkiye kavgasının içindeymişiz. Yaşadıklarım, milletimin yaşadıkları hayal ettiğimden, ülkü bildiğimizden fersah fersah uzak. Bu yarım asrın tam yarısında Türkiye'yi tek başına bir iktidar yönetmiş. Milli ve manevi değerlerimiz, milli irade, aile, kalkınma, adalet demiş. Hangi mefhumu andıysa ya sakatlamış ya hasta etmiş hatta yok etmiş."
"25 YILIN ARDINDAN KİMİN NEYDEN KURTULACAĞINI ANLAYABİLECEĞİMİ ZANNETMİYORUM"
İYİ Parti lideri, Meclis'in yetkilerine ve can güvenliği endişelerine dikkat çekerek şunları söyledi:
"Cuntacıların kapatarak ezdiği milli egemenlik yetkisiz bir Meclis yaratılarak bu derece istisgal edilmemeliydi. Meclis, Meclis gibi olmalıydı ve bu da asla değişmemeliydi. Biz gençlerin, çocukların, bebeklerin bile can güvenliğinden endişe ederken bu iktidar hala devleti kurtaracağını vadediyor bize. 25 yılın ardından kimin, neyden kurtulacağını anlayabileceğimi zannetmiyorum. Hangi devletin diye soruyorum haliyle."
"SUÇUN ÖDÜLLENDİRİLDİĞİ BİR ÜLKEDE FERT GÜVENDE OLABİLİR Mİ?"
Dervişoğlu, açıklamalarını şu soruları yönelterek tamamladı:
"Temelinde millet olmayan bir devlet yaşayabilir mi, aile olmayan bir millet ayakta kalabilir mi, temelin fert olmayan bir aile var olabilir mi? Kabahatin, ihlalin hatta suçun ödüllendirildiği bir ülkede fert güvende olabilir mi? Bu kadar siyasetçinin, gazetecinin, akademisyenin, gencin tutuklandığı bir ülkede o fert hayal kurabilir, söz söyleyebilir, hak talep edebilir mi?"
"BU EMANETİ LAYIKIYLA KORUYABİLİYOR MUYUZ ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKABİLİYOR MUYUZ?"
İYİ Parti'nin ardından söz sırası Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'a geçti. Erbakan, çocukların yaşadığı sorunlara vurgu yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Bu şanlı Meclis kuruluşunun nişanesi olarak bu şanlı bayramı çocuklara armağan etmişti. Ancak bugün bu kürsüden kendimize ve tüm idarecilere sormak zorundayız. Bu emaneti layıkıyla koruyabiliyor muyuz, çocuklarımıza sahip çıkabiliyor muyuz? Kahramanmaraş'tan, Şanlıurfa'dan gelen haberler sıradan birer asayiş vakası değil."
"MESELE GENÇLERİMİZİN KALBİNE AHLAK VE MANEVİYAT NÖBETÇİSİ KOYABİLMEKTİR"
Erbakan, şiddet sarmalı ve ahlak vurgusu yaptığı konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bugün evlatlarımızı dijital dünyanın zehrine, çetelerin pençesine, şiddet sarmalına nasıl oluyor da kurban veriyoruz? Mesele okul kapılarına polis görevlendirmek, dedektör koymak değildir. Mesele, gençlerimizin kalbine ahlak ve maneviyat nöbetçisi koyabilmektir."
"GERÇEK BAYRAM EVLATLARIMIZIN MANEVİ VATAN ŞUURUYLA YETİŞTİĞİ GÜN YAŞANACAKTIR"
Yeniden Refah Partisi lideri Erbakan, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:
"Eğer biz evlatlarımızın kalbine önce ahlak ve maneviyat düsturuyla doldurmazsak o boşluğu yabancı kültürlerin, materyalist karanlığı doldurur. O nedenle diyorum ki gerçek bayram, evlatlarımızın manevi vatan şuuruyla yetiştiği, vatanıyla birlikte aklını, kalbini ve vicdanını da koruma şuuruna eriştiği gün yaşanacaktır"
"YÜZ YIL ÖNCE BİR SÜLALENİN EGEMENLİĞİNİ BİTİRDİK BUGÜN BAŞKA BİR SÜLALE EGEMENLİĞİ KURULMAYA ÇALIŞILIYOR"
Erbakan'ın ardından TİP Genel Başkanı Erkan Baş kürsüye çıktı. 106 yıl sonra ülkenin ne durumda olduğunu konuşmak istediğini belirten Baş, iktidar milletvekillerinin 23 Nisan'ın ne olduğunu bilmediğini ya da bilmiyormuş gibi yaptığını düşündüğünü ifade ederek şunları söyledi:
"23 Nisan halk egemenliği, emperyalizme karşı direniş demektir. Ve en önemlisi halkın, iktidarı bir sülalenin elinden alması demektir. Halkın, kaderini kendi eline alması demektir. Bu yüzden çocuklara armağan ve emanettir. 100 yıl önce bir sülalenin egemenliğini bitirdik ama bugün başka bir sülale egemenliği kurulmaya çalışılıyor."
"KARŞI DEVRİM SÜRECİ HALKA AİT OLAN SARAYLARI TEK ADAMA ARMAĞAN ETTİ"
Baş, konuşmasının devamında çocuk işçiliğine ve ölümlerine dikkat çekerek şu verileri paylaştı:
"2018'de milli saraylar da tek adama bağlandı. Yani 23 Nisan sarayları padişahtan alıp halka verdi, bugün yaşadığımız bu karşı devrim süreci yine halka ait olan sarayları bu tek adama armağan etti. 2018'den bu yana ne oldu? Temmuz 2018'den 23 Nisan 2026'ya kadar 574 çocuğumuz çalışırken hayatını kaybetti. 3 milyon çocuk çalışmak zorunda bu ülkede."
"HALKIN EGEMENLİĞİNİN OLMADIĞI YERDE ÇOCUKLAR GÜVEN İÇİNDE YAŞAYAMIYORLAR"
TİP lideri Erkan Baş, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:
"Bu iktidar bu çocuklara neler yaptı, onları konuşalım istedim. Aklıma Berkin, Oğuz Arda Sel geldi, MESEM'de yitirdiğimiz, okula gidemeyen, okula gittiklerinde aç kalan, anne ve babalarını cezaevi kapısında beklemek zorunda kalan çocuklar... Sonuçta şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Halkın egemenliğinin olmadığı yerde çocuklar güven içinde; özgür, mutlu ve huzurlu yaşayamıyorlar. Çocuklarımıza özgür, mutlu ve güvenli bir hayat kurmak istiyorsak halkın egemenliğini yeniden tesis etmek olacak. Egemenlik bir avuç zenginin ve onların temsilcisi olan saray iktidarının elinde toplanmıştır."





