Sabah kahvaltılarından akşam sohbetlerine kadar Türk kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan siyah çay, yanlış yöntemlerle hazırlandığında insan sağlığı için büyük bir tehdide dönüşüyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Kemal Yılmaz tarafından paylaşılan son klinik veriler, çayın demlenme ısısı, kullanılan suyun kalitesi ve bekleme süresinin insan anatomisi üzerindeki etkilerini mercek altına aldı. Araştırma verilerinde, çay yapraklarının doğrudan fokurdayan suyla temas etmesi ve demlikte uzun süre bekletilmesinin yaprağın kimyasal yapısını bozarak toksik maddelerin açığa çıkmasına neden olduğu belirtildi.

Kene için kritik uyarı: Tarlaya çıkmadan bunları yapın! “Can kayıplarının önüne geçilebilir”
Kene için kritik uyarı: Tarlaya çıkmadan bunları yapın! “Can kayıplarının önüne geçilebilir”
İçeriği Görüntüle

"FOKUR FOKUR KAYNAYAN SUYLA HAŞLAMAYI ÇOK SEVİYORUZ"

Prof. Dr. Kemal Yılmaz, doğru bilinen yanlışların çayın kimyasını nasıl değiştirdiğini ve yapılan temel hataları şu cümlelerle aktardı: "Türk halkı olarak çayı fokur fokur kaynayan suyla haşlamayı çok seviyoruz. Ancak bu yöntem çay yapraklarındaki faydalı antioksidanları anında öldürüyor ve ortaya tanin adı verilen zehirli bileşiklerin çıkmasına yol açıyor. Çayı demlerken suyun kaynadıktan sonra demliğe dökülmeden önce en az üç veya dört dakika dinlendirilmesi ve yaprakların üzerine yavaşça dökülmesi şart. Aksi takdirde içtiğimiz sıvı çay olmaktan çıkıyor."

"YARIM SAATTEN FAZLA BEKLEYEN ÇAY KARACİĞER İÇİN AĞIR BİR YÜKTÜR"

Çayın bekleme süresiyle ilgili tehlikelere dikkat çeken Prof. Dr. Yılmaz, demlikteki kimyasal dönüşüm sürecini şu sözlerle açıkladı: "Yarım saatten fazla demlikte bekleyen çay artık şifa değil, karaciğer ve böbrekler için ağır bir yüktür. Bayatlayan çayda zamanla zararlı bileşenler ve ağır metaller suya karışmaya başlar. Demlikteki yapraklar uzun süre sıcak suyun içinde kaldığında hücresel bütünlüğünü kaybeder ve asidik bir yapıya bürünür. Biz bu asidik sıvıyı tükettiğimizde doğrudan midemizin koruyucu astarına zarar vermiş oluyoruz. Özellikle sabah aç karnına içilen bayat çay, mide ülseri ve gastritin bir numaralı tetikleyicisidir."

"YEMEK BORUSUNDAKİ İNCE DOKUYU HER YUDUMDA TAHRİP EDİYOR"

Tüketim sırasındaki sıcaklık derecesinin kanserle ilişkisini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bununla birlikte çayı ağzı yakacak kadar sıcak içmek, yemek borusundaki ince dokuyu her yudumda tahrip ederek hücresel mutasyona zemin hazırlıyor. Bugün ülkemizde yemek borusu ve mide kanseri vakalarının bu kadar yaygın olmasının altında yatan en temel sebeplerden biri, o dumanı tüten kaynar çayları peş peşe tüketme alışkanlığıdır. Dünya Sağlık Örgütü de 65 derecenin üzerindeki içeceklerin kanserojen madde sınıfında değerlendirildiğini defalarca raporlamıştır."

"GÜNDE ÜÇ BARDAKTAN FAZLASI DEMİR EMİLİMİNİ DURDURUYOR"

Çay tüketim miktarı ve kansızlık arasındaki bağa da değinen Prof. Dr. Yılmaz, uyarılarını şu şekilde tamamladı: "Halkımız suyu az, çayı çok tüketiyor. Günde üç bardaktan fazlası vücuttaki demir emilimini tamamen durduruyor. Yemeklerden hemen sonra içilen çay, alınan gıdalardaki vitamin ve minerallerin bağırsaklardan emilmeden atılmasına neden olur. Bu nedenle özellikle anemi hastası olan bireylerin, çay tüketimini yemeklerden en az iki saat sonraya bırakması ve tüketim miktarını sınırlaması hayati önem taşımaktadır."

Muhabir: BÜLENT SARIDİKEN