Amerika Birleşik Devletleri, yüksek enflasyon, artan hayat pahalılığı ve rekor seviyelere ulaşan ulusal borç sarmalıyla mücadele ediyor. Son açıklanan ekonomik veriler ve anket sonuçları, ülkede mali durum konusunda duyulan endişenin 2008 yılındaki Büyük Durgunluk ve 2020'deki Kovid-19 pandemisi dönemlerini geride bıraktığını ortaya koyuyor.
2008 KRİZİNDEN DAHA BÜYÜK BİR KORKU YAŞANIYOR
Salı günü yayımlanan Gallup anketine göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 55'i mali durumlarının kötüye gittiğini belirtiyor. Nisan 2008'deki Büyük Durgunluk sırasında halkın yüzde 49'u, Nisan 2020'de ise yüzde 50'si mali durumları konusunda endişeliydi. 2026 yılı verilerine göre halkın yüzde 31'i en büyük mali sorunlarının mart ayında yüzde 3,3'e yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı olduğunu ifade ediyor. Anket katılımcılarının yüzde 13'ü ise konut ve kira fiyatlarını en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. İProperty Management verilerine göre, ortalama aylık kira 2020'den bu yana 513 dolar artarak son 20 yıldaki en büyük altı yıllık artışı kaydetti. Temel gıda maddeleri ve enerji maliyetlerinde de benzer bir yükseliş gözlemlenirken, benzin fiyatları dört yılın zirvesine çıkarak bazı şehirlerde galon başına 6 doları aştı. ABD Başkanı Donald Trump, şubatta ekonomiden "çok gurur duyduğunu" söylemişti; oysa o dönemde tüketicilerin yüzde 90'ı ülkenin hayat pahalılığı krizinde olduğuna inanıyordu.
"ULUSAL BORÇ ARTIK ABD EKONOMİSİNDEN DAHA BÜYÜK"
Ekonomik Analiz Bürosu'nun yeni verilerine göre, 31 Mart itibarıyla ABD'de kamu elindeki borç 31,27 trilyon dolar olarak ölçüldü ve ülkenin ulusal borcu gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 100,2'sine ulaştı. Sorumlu Federal Bütçe Komitesi (CRFB) Başkanı Maya MacGuineas, açıklanan verilerin ardından yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
"Ulusal borç artık ABD ekonomisinden daha büyük ve tarihsel ortalamanın yaklaşık iki katı. Son yıllarda mali gidişata dair pek çok uyarı yapıldı ancak bu gelişme özellikle güçlü bir alarm niteliğinde. Asıl soru, Washington'daki liderlerin bunu dikkate alıp almayacağıdır"
"YAKLAŞIK 10 TRİLYON DOLARLIK BİR BÜTÇE AÇIĞI AZALTIMINA İHTİYACIMIZ VAR"
İkinci Dünya Savaşı sonrasında görülen yüzde 106'lık rekor seviyenin de yakında aşılabileceğini belirten MacGuineas, bu borçlanmanın savaş gibi olağanüstü bir durumdan değil, iki partinin mali kararları ertelemesinden kaynaklandığını belirtti. Yüksek borcun gelir artışını yavaşlattığını, faiz oranlarını yükselttiğini ve enflasyonist baskıları artırdığını vurgulayan MacGuineas, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Borcu istikrara kavuşturmak ve ekonomideki payını azaltmak için çok daha ileri gitmemiz gerekecek, yaklaşık 10 trilyon dolarlık bir bütçe açığı azaltımına ihtiyacımız var"
SAVAŞIN AMERİKAN EKONOMİSİNE FATURASI AĞIRLAŞIYOR
ABD'nin genişleyen bütçe açıkları, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings tarafından da kredi notu açısından temel bir zorluk olarak değerlendirildi. Kredi derecelendirme kuruluşu, yapısal olarak yüksek seyreden bütçe açıklarının ABD'nin borç yükünü diğer AA kredi notu kategorisindeki ülkelerin oldukça üzerine taşıyacağını kaydetti. Hükümet içi yükümlülükler dahil toplam brüt borcu yaklaşık 39 trilyon dolar seviyesinde bulunan ülkenin ekonomisi, 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail ve İran savaşının maliyetleriyle de karşı karşıya kaldı. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz ve artan petrol fiyatları etkilerini gösterirken, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) saldırıların maliyetini 25 milyar dolar olarak duyurdu. Ancak CBS televizyonuna konuşan bir yetkili, bu maliyetin 50 milyar dolar civarında olduğunu ileri sürdü. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise savaşın ABD'ye maliyetinin 100 milyar dolar olduğunu savundu.





