Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ katıldığı canlı yayında geçmişten bugüne uzanan kırılma noktalarına dair çok sert ve net açıklamalarda bulundu. 2017 anayasa referandumu gecesinden, AK Parti ile olası bir iş birliğinin kırmızı çizgilerine, Devlet Bahçeli’ye yönelik ağır eleştirilerden CHP’nin iç meselelerine kadar gündemi sarsacak ifadeler kullanan Özdağ, mevcut siyasi rejimin inşasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun doğrudan rol oynadığını ileri sürdü.
"O GECE YSK’NIN ÖNÜNE GELSELERDİ HER ŞEY FARKLI OLURDU"
2017 anayasa referandumu gecesine ve CHP'nin YSK önündeki tutumuna yönelik sorusunu yanıtlayan Ümit Özdağ, o gece Kılıçdaroğlu'nun bilerek geri adım attığını iddia etti. Özdağ, sürecin perde arkasını şu sözlerle anlattı:
"Mesele YSK sonuçları açıklamadan orada olmak ve bunu kamuoyu önünde gayrimeşru ilan etmekti. Atı alan Üsküdar'ı geçmezdi. Yani sadece 'Dostlar alışverişte görsün' diye gidip vurmanın hiçbir anlamı yok. Daha sonra bir şey daha ekledim ben, gelmediler o gece. Gelmedikleri gibi bunu ben de söyledim, diğer hukuki süreçleri de tamamladılar sonra. Mesela Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitme meselesi olunca bunu Atilla Kart anlattı, ben anlatmadım. Hala YouTube'a girebilirsiniz, görebilirsiniz. Atilla Kart CHP milletvekilidir, değerli bir hukukçu. Atilla Bey çok detaylı olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına başvuru yapmaya giderken, Genel Başkan yardımcılarından birisi tarafından, 'Başvuruyu yapan ama CHP adına değil kendi adınıza yapın' denildiğini söylüyor. Tabii Atilla Bey de şunu söylüyor haklı olarak: 'Siyasi parti yapmazsa, muhalefet partisi kuruluşu olarak yapmazsa bir milletvekilinin yapmasının ne anlamı var?' Esas burada sorulması gereken soru; o gece niye oraya gelmediniz? Atilla Kart'ın başvuru yapmasını neden engellediniz?"
"SİLAHLI ADAMLA KORKUTUP MERMİLERDEN KAÇTILAR, ANAYASAYI KORUMADILAR"
Kılıçdaroğlu'nun daha sonra basına yansıyan "silahlı çeteler vardı" yönündeki açıklamalarını yalanlayan Özdağ, o gece Ankara'da herhangi bir güvenlik tehdidi veya istihbaratı bulunmadığını belirtti. Zafer Partisi lideri, muhalefetin anayasayı koruma görevinden kaçtığını vurgulayarak eleştirilerini şöyle sürdürdü:
"Kemal Kılıçdaroğlu ile benim aramda geçen bir diyalog olarak geçmedi. Bu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun basına yapmış olduğu bir açıklamaydı, okudum. 'Neden gelmediniz?' bundan, 'Şu gelseydik sağa sola gizlenmiş şey adamlar vardı, silahlı adamlar vardı, çeteler vardı, kan akacak onun için gelmedik.' Birincisi, ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. O gece YSK'nın önündeyken vali de oradaydı, Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan Bey de oradaydı. Mahmut Bey'le biz 1990'lı yıllardan beri, o dönemde PKK konusunda uzman bir istihbaratçı olarak PKK konularında çalışıyordu ve Ankara Emniyet Müdürü olarak o yanıma geldi, hatta gençlerin olay çıkarmaması için benden ricada bulundu. Ben de dedim ki: 'Mahmut Bey, gençler anayasayı savunuyorlar, bir olay çıkartmaya da niyetleri yok.' Şu anda Mahmut Karaaslan Zafer Partisi'nde Genel Başkan Yardımcısı. Kendilerine gelen bir istihbarat yok yani şuraya silahlı adamlar gizlendi diye. CHP Genel Merkezinden bir yürüyüş veya araçlarla. Yok böyle bir şey. Bayrak CHP'ye yönlendirme için gitmiş. Ben de diyorum ki: Deyin ki böyle bir şey var, muhakkak gitmek zorundasınız. Çünkü anayasa çiğneniyor. Anayasa çiğnenirken neden genel merkezde oturuyorsunuz? Anayasanın korunmasını, anayasa kime emanet etmiş? Vatandaşlara emanet etmiş. Bırakın siyasetçiyi, ana muhalefet partisi o yandaş olarak anayasayı savunmakla görevli misiniz? Bu yapılmadı."
"BUGÜNKÜ BAŞKANLIK REJİMİNİ ERDOĞAN VE KILIÇDAROĞLU BİRLİKTE KURDU"
Gelişen olayların ardından bugünkü başkanlık sisteminin mimarlarının sadece iktidar olmadığını belirten Ümit Özdağ, çarpıcı iddiasını şu sözleri kaydetti:
"Bugünkü başkanlık rejiminin Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu tarafından birlikte kurulduğunu ifade ettim. Kılıçdaroğlu'nun bugün yapmış olduğu açıklamayla ki böyle bir açıklama yapacağından haberim yoktu, benim yapmış olduğum Babala'daki açıklamanın hiçbir ilgisi yok. Yani arada günler var."
"YSK KENDİSİNİ MECLİS’İN YERİNE KOYDU, CHP O GECE BOYUN EĞDİ"
Referandum gecesi mühürsüz oyların YSK tarafından hukuka aykırı şekilde kabul edildiğini hatırlatan Özdağ, CHP'nin bu hukuksuzluğa aktif bir direniş göstermediğini, adalet arayışını ise yanlış yerde yaptığını ifade ederek şunaları söyledi:
"Bir oyun geçerli olabilmesi için üzerinde mühür olması gerekir. YSK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay bütün yüksek yargı organları toplansalar da bunu değiştiremezler. Bunu değiştirebilecek Türkiye Cumhuriyeti'nde bir tek makam var, çok net. YSK kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yerine koyarak ve Büyük Millet Meclisi'nin yetkisini gasbederek diyor ki: 'Bunlar geçerlidir, alacaksınız.' Elinde bir A4 kağıt vardı, endişeden titriyordu yılların hukukçusu. İdam cezası verebilir mi? Veremez, çünkü yasada yokken yasanın aleyhine bir karar alınıyor. Şimdi eğer ana muhalefet partisi orada olsaydı ne olurdu? 'Biz bu referandumun sonucunu meşru etmiyoruz ve reddediyoruz çünkü anayasa ihlal edilmiştir, YSK kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yerine koymuştur' çıkışını yapsaydı eğer, Türkiye'de çok şey değişebilirdi. YSK geri adım atmak zorunda kalırdı bir ihtimalde. Cumhuriyet Halk Partisi bütün milletvekilleri, genel başkanları başında Kemal Kılıçdaroğlu, Türk halkına karşı, CHP seçmenine karşı anayasayı koruma konusunda görevini yapmış olurdu. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu aktif bir direniş görürüz sonra ama burada bitmiyor iş. Tabancalı adamlardan da korkmuşlar ve YSK'nın önüne gelmediler, tamam. Neden peki Atilla Kart'a CHP adına başvuruyu engellediniz? Bunun cevabı yok. Kemal Kılıçdaroğlu ve Erdoğan bu rejimi birlikte kurdular. 14 gün sonra kurulan fotoğraf, çekilen fotoğraflar var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı ile neşe içinde fotoğraf çektiriyor. Arkasından adalet yürüyüşü, adalet yürüyüşü yapacağız. Eğer bir adalet yürüyüşü yapılacaksa bu Ankara'dan İstanbul'a olmaz, İstanbul'dan Ankara'ya olur. Neden? Adaletsizlik nerede? Ankara'da. Siz Ankara'dan İstanbul'a giderek, götürerek kitleyi nereden uzaklaştırırsınız? Çukurambar'dan, Sıhhiye'den. Ama ondan sonra 400 km İstanbul'a yürüyeceksiniz, bunu da adaleti YSK'nın önünde aramayacaksınız ama İstanbul otobanında arayacaksınız. Bu iş inandırıcı değil."
"BİLEREK VE İSTEYEREK BU REJİMİN ÖNÜNÜ AÇTILAR"
"Hata mı yaptılar, yoksa size göre bilerek isteyerek bu rejimin önünü açtılar mı?" sorusuna net bir karşılık veren Özdağ, durumun bir hata olmadığını belirterek şöyle devam etti:
"Bence bilerek ve isteyerek bu rejimin önünü açtılar. En büyük kanıtı YSK'nın önüne gelmemeleri de değildir, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu konuda başvuru yapmaması. Yani iki noktada bu o kadar çok ortaya çıkıyor ki. Neden istemiş olabilir? Tarihi bir, tarihi kanıt da sunabilirim bu konuda ama. Türk adaleti yürüyüşünü neden Ankara'dan İstanbul'a yapıldı, İstanbul'dan Ankara'ya yapılmadı?"
"MANSUR YAVAŞ’IN ADAYLIĞINA SADECE KEMAL KILIÇDAROĞLU KARŞI ÇIKTI"
2023 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki adaylık tartışmalarına ve Kılıçdaroğlu ile yaptığı gizli bakanlık pazarlıklarına da değinen Özdağ, stratejik hataları şu sözlerle aktardı:
"Bakın ben 2022 Nisan'da İsmail Küçükkaya'nın yönettiği bir programda, Anadolu'yu geziyorum, Anadolu'da bir Mansur Yavaş. Eğer Altılı Masa Mansur Yavaş'ı desteklerken, Mansur Yavaş seçiliyor. 'Hayır' dediler, 'Mansur Yavaş olmaz.' 'Ya yapmayın başka destekleyecek mutabakat vardı.' Kemal Kılıçdaroğlu sonuç ortada. Yani 1. turda Erdoğan yine bitmişti. 1. turda çıkartarak en azından Kemal Kılıçdaroğlu'nun ikinci turda aldığından 1,5 milyon kadar fazla olacak, bu alınabilirdi. Kemal Bey'e bunu almak için bir strateji önerdim. Dedim ki: 'Kemal Bey, siz ilk turda alacağınız oyu aldınız. Şimdi nedir sizin Erdoğan'dan Cumhurbaşkanlığı devralırken seyretmek isteyen seçmen değil, Süleyman Soylu'dan İçişleri Bakanlığı devralmayı görmek isteyen seçmen.' 'Ben İçişleri Bakanı oluyorum, bakanlık daha oluyor' esnası. Ben size sordum: 'Bu bakanlıkları verirken yapmış olduğunuz partiler bununla ilgili ne söylerler?' Siz bana ne cevap verdiniz? Şimdi neden bunu yapıyorsun? Eğer bunu yaparsanız, böyle bunda ısrar ederseniz, yani 'Bunu seçimden sonra açıklayalım' derseniz kaybedersiniz. Vurulma olayının iki tane şahidi var, bunlardan bir tanesi benim yanımda benimle birlikte olan Genel Başkan Yardımcımız Fikret Bayır, diğeri de Kemal Bey'le gelmiş olan kişi."
"KILIÇDAROĞLU’NUN VİDEOSU CHP’NİN İÇ MESELESİDİR, BEN OLSAM KÖŞEME ÇEKİLİRDİM"
Kılıçdaroğlu'nun son dönemde yayınladığı videolar ve aktif siyasette kalma çabası hakkında konuşan Özdağ, bir eski genel başkanın nasıl davranması gerektiği konusunda kendi vizyonunu paylaştı:
"Eğer ben eski bir genel başkan olsaydım gider köşemle oturur, kitap okur, kitap yazar, edinmiş olduğum deneyimlerden hareket ederek tavsiyesinde, aktif siyaset içerisinde olmazdım. Ve bu söylediğimde o kadar samimiyim ki, bu söylediğimi milletvekili diye bir bilge adam olarak kenara çekilip akademisyen, düşünce kuruluşu başkanı olarak veya bir düşünce kuruluşunda fikirlerine değer verilen bir yönetim kurulu başkanı olarak paylaşsam daha iyi olur diye düşünmüştüm de. Ben olsam böyle yaparım, Kemal Bey'in de böyle yapması daha doğru olur. Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik çok sert eleştirilerimiz var aslında. CHP bugün o kadar haksızlıklarla karşı karşıya ki, o kadar ağır bir düşman ceza hukuku. Cumhuriyet kamuoyu önünde eleştiriyor, politikalarını desteklediğimiz anlamına gelmiyor. Sayın Genel Başkan başta olmak üzere CHP'nin önde gelen isimleri ile bir araya geldiğimizde de bu eleştirilerimizi en net şekilde, en keskin şekilde ifade ediyoruz."
"YAŞANANLAR CHP’NİN İÇ MESELESİ DEĞİL, HUKUK DEVLETİN DE TASFİYESİDİR"
Muhalefete yönelik yargısal operasyonları "düşman ceza hukuku" olarak tanımlayan Zafer Partisi lideri, meselenin parti içi bir çekişmeden çok daha büyük bir tehlike barındırdığını belirtti:
"Bakın ben bunu düşman ceza hukuku ile siyasetin tanzimi olarak, düşman ceza hukuku kavramının da tabii ki hukuka değil ama Türkiye'de yaşanan sürece yönelik olarak ısrarla kullanan ve ulaşmasını sağlayan kişi de benim. Gerçekten olduğumuz durumu, Türkiye'de yaşanan süreci ifade... CHP'nin kendi iç sorunları meselesi, CHP'de bir muhalefet tartışması çerçevesinde olsaydı, bugün yaşanan süreç Halk Partisi'nin iç meselesi değil, bir hukuk devleti tasfiyesi ve demokrasiden vazgeçiş meselesi. Onun için buna Cumhuriyet Halk Partisi'nin iç meselesi diye ilgilendirmek bence çok büyük haksızlık ve Babacan bu haksızlığı yaptığı için de ben bu açıklamayı yaptım, anladım. Sadece AK Partililerin oyuyla seçilmesinden dolayı değil, kaldı ki diyeceksiniz ki CHP'nin iç çatışmaları."
"ZAFER PARTİSİ OLARAK CHP BELEDİYELERİNE KEFİL DEĞİLİZ"
CHP'li belediyeler üzerindeki baskılara değinen Özdağ, hukukun çifte standartla uygulandığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Zaten Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni her sabah kalktığında haberlerde partisine nasıl operasyon yapıldığını köşe yaparak duyarak başlıyor veya uyanıyor. Belediye başkanlarının Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ettiğini görüyor. Rüyamda eski genel başkanının Cumhuriyet Halk Partisi alınmalıdır kızdırıyor. Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinin yolsuzluk yapıp yapmadığını bilmiyorum, bana sorulduğu zaman da bunu söylüyuyoruz. Zafer Partililer olarak biz Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine kefil değiliz. Melih Gökçek yargılanmadan Ekrem İmamoğlu'nu yargılayamaz ve diğer CHP'liler yargılayamaz diyor olmaya devam edeceğiz. Düşman ceza hukuku da budur."
"ERDOĞAN 2002’DEN BERİ SİYASETTE MUTABAKAT SAĞLAYAMADI, RAKİPLERİNİ SEÇMEK İSTİYOR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın muhalefeti dizayn etme ve kendi rakibini seçme stratejisi yürüttüğünü savunan Özdağ, geçmişteki İstanbul seçimlerini örnek gösterdi:
"Erdoğan bir, Türkiye'de konuşulacak konuları kendisi belirlemek... 2002'den beri başaramadığı bir tek olay vardır, o da siyasette bir mutabakat sağlamıştır. Erdoğan, Halk Partisi'nin pozisyon değiştirir, en azından değiştirmesiyle öyle görünmeye itti, İyi Parti'yi bu konuda konuşmaya gitti. Erdoğan 'Ya biz de yollayacağız' demeye itti. Bu bir yani gündem belirleme, kendi rakibini belirleme. Mevcut Türk halkının önüne, seçmenin önüne bir vaat kurarak, koyarak bir proje koyarak seçilmesinin mümkün olmadığını gördü. O zaman muhalefetin seçilmesine... Bugün yaşadığımız şey de muhalefetin seçilmesini engele yönelik adımlar. Ancak Erdoğan'a bu projeleri hazırlayan İran'daki ekiplere, Erdoğan'ın kurmayları şunu hatırlatsın: İstanbul'da yapılan seçimlerde 13-14 saat sonra seçimin iptal edildiği, daha doğrusu İmamoğlu'nun seçiminin iptal edildiği 24 saat sonra geri döndüm. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili ile birlikte yolda şunu konuştuk; Erdoğan bunu garanti altına alacak hamleler yapmıştır. Buraya geldiğimizde CHP Genel Merkezi yetkilileri ile de aynı kanaatte olduğunu tespit ettim. 'Bu iş bitti' dediler yani 'Biz kaybediyoruz' diyorlardı. Erdoğan madem böyle bir adım attı, planlamıştır. 850 bin fark yediler."
"ERDOĞAN’IN YANINA GİDENLER BUNU AİLELERİNE BİLE İZAH EDEMEZLER"
Muhalefet saflarından iktidar tarafına geçen siyasetçileri ve üzerlerindeki baskıyı sert sözlerle eleştiren Özdağ, şöyle devam etti:
"Milletvekili bir figür olduğu için iş adamı konumu doğmuş bir arkadaştı. İkisi de açıkladığı nedenlerle yapmadığından adım gibi eminim. Rüyam muhalefeti baskı altına alma, yönlendirme sürecinin bir parçası. Erdoğan'a karşı olan seçmenin oyuyla seçilen milletvekillerinin seçilirken açıklamaları yapmış, ben sert şekilde eleştirmiş, o eleştirilerle oy almış kişiler Erdoğan'ın yanına gitmelerinin nasıl ailelerine bile izah edebildiklerini kendi kendime soruyorum. Seçmenler zaten izah edemez. İktidarın bilinçli muhalefeti demonte etmek, çökmek, mecliste sayıyı arttırmak ve belediyelerde istifa baskısı yapma bir sonuç. İktidar belediye başkanlarının atıyorsunuz, soruşturmaları kapatılıyor veya açılmıyor veya beraat ediyorlar. Ellerini kollarını sallayarak başları dik dolaşabiliyor mu? Hayır dolaşıyorlar, ancak korumalarla çıkıyorlar halkın içerisinde."
"SEÇMEN SİNAN OĞAN’A OY VERDİ AMA ZAFER PARTİSİ’NE VERMEDİ"
2023 seçimlerinin ikinci turunda yaşanan gecikmeleri ve Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan'ın aldığı oyların niteliğini değerlendiren Özdağ, siyasi genetiğini ve seçmen mühendisliğini şu sözlerle açıkladı:
"Ben 2. tur görüşmeleri öncesinde Kemal Bey'den telefon bekledim. Kemal Bey beni 9 gün aramadı. Halbuki 14 gün sonra seçim olacak değil mi? Normalde hemen araması gerekir. 14'ü akşamı saat 23.30'da araması gerekir 'Vaktimiz yok' diye. 9 gün aramadı. Ben bu 9 gün içinde 2 defa haber yolladım kendine, ne yapmayı düşünüyorsun? Çünkü bir taraftan da bakıyorum CHP'den öyle açıklamalar geliyor ki. CHP, Zafer Partisi olmuş 'Biz iktidara gelince Zafer Turizm'e sahip çıkmadılar.' Onun dışında alınmış cümleler. 9 gün sonra Kemal Bey ile, bu arada kucağında 4 yaşında 1965 seçimlerine katılmış adamın ve bir genel merkezde büyüdüm. Şimdi Ankara'da Kızılay'da Turan Kitabevi'nin olduğu yerde binada, MHP'nin Genel Merkezi vardı, ben orada büyüdüm. Ben siyasetin içinde sadece siyaset bilimi profesörü değilim. Yani mümkün değil ki Erdoğan vatandaşlık veriyorlar çünkü AK Parti seçmeni neden ve MHP seçmeninden 2. turda Kemal Kılıçdaroğlu'na destekleyeceği adaya oy devşirme doğru mu? Bu seçmen artı olarak Sinan Oğan yüzde 5.3 oy aldı, yani 1,5 milyon seçmen Sinan Oğan'a oy verdi ama Zafer Partisi'ne oy vermedi."
"BİZİ BİR TEK ŞARTLA DESTEKLERSİNİZ"
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşmenin perde arkasını paylaşan Özdağ, iktidarın sığınmacı politikası konusundaki dayatmasını ifşa etti:
"Numan Bey'e, 'Biz ancak bir tek şartla destek oluruz dedim. Türkiye'deki 13 milyon sığınmacı dönecek ama size güvenmiyoruz.' 'Erdoğan öyle çalışmıyor' dedi. Nasıl çalışıyor? 'Siz kabul edeceksiniz, Erdoğan verecek' dedi. 'Siz kabul etme veya reddetme yetkisine sahip değilsiniz.' Onun için gidin Erdoğan'a söyleyin, teklifi yaparken şunu biliyordum Numan Kurtulmuş'a, Erdoğan bunu kabul... Erdoğan kabul etse Bahçeli'nin kabul etmesi mümkün... Neden bu teklifi hemen kamuoyuyla paylaş?"
"BAHÇELİ’NİN ADAMLARININ KAFASI DİZEL MOTORUYLA BİLE ÇALIŞMIYOR"
Kendisine yönelik eleştirilere sert bir mizahla karşılık veren Ümit Özdağ, MHP yönetimine ve Devlet Bahçeli'nin kurmaylarına yönelik ağır hakaretamiz ifadeler kullandı:
"Bahsettiğiniz Devlet Bahçeli'nin yazı işleri müdürü diyelim kişinin ifadesine gelince; ben İçişleri Bakanlığını Suriyelileri, Afganları vatanlarına yollamak ve terörle etkili mücadele etmek için istedim. MHP'nin ve Devlet Bahçeli'nin dediği şey hocalarını hapisten çıkartmak. Hababam Sınıfı'nın okudunuz mu bilmiyorum, orada bir sahne vardır. Palamut Recep Hoca eder ki: 'Hocam bize tulumba tatlısı dağıttılar.' 'Ne olmuşlar?' Hoca da 'Tulumba tatlısı yemeyince kafamız çalışmıyor.' Kafanızı tulumba tatlısı dizel motoru bile çalıştıramaz. Bazı arkadaşların kafasının dizel motoruyla bile çalışmadığını görüyoruz."
"AK PARTİ İLE İŞ BİRLİĞİ ŞARTIMIZ: ATATÜRK’ÜN İSİMLERİ GERİ VERİLECEK, SIĞINMACILAR GİDECEK"
"AK Parti ile bir iş birliğine ilkesel olarak kapalı mısınız?" sorusuna yanıt veren Özdağ, Zafer Partisi'nin kırmızı çizgilerini ve ortaklık şartlarını net bir şekilde sıraladı:
"Hayır bakın, biz her şey olabilir demiyoruz. Atatürk'ün kaldırılan havaalanlarından isimlerinin geri verilmesi, Atatürk'ün subaylarının tüm Silahlı Kuvvetler. Tarikat ve cemaatlerin devlet üzerinde kurduğu baskının sona ermesi, başkanlığına bir Atatürkçü gerçek din adamının atan. Beşli çeteye verilen bütün ihalelerin iptal edilmesi, sığınmacı ve kaçakların yapılması için gerekli bütün bakanlıkların ve Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı Zafer Partisi'ne verilmesi."
"BUGÜNKÜ AK PARTİ METAL YORGUNLUĞU DEĞİL, METAL DÖKÜNTÜSÜ İÇİNDEDİR"
Mevcut iktidarın durumunu "metal döküntüsü" olarak tanımlayan Ümit Özdağ, AK Parti'nin gelecekte Turgut Özal'ın Anavatan Partisi ile aynı kaderi paylaşacağını iddia ederek sözlerini noktaladı:
"Bugün AK Parti Türkiye'si çok yorulmuş, ağır tahribat görmüş, metal yorgunluğu değil artık metal döküntüsü içerisine girmiş, devam etmesi mümkün olmayan bir iktidar. Yani 25 seneden beri Erdoğan sahaya çıkarsa bu kadar milletvekili var bu kadar ama yani siyasetçi yok, isim olarak çıkartılıyor. Hakan Fidan daha hayatında bir defa bir esnaftan oy istemedi. Siyaset nedir bilmiyor. Hulusi Akar kışladan siyasete değil bakanlığa transfer olmuş. O da özetle Erdoğan partisi ve Erdoğan'da olmuş ve yeni bir proje. Anavatan Partisi Turgut Özal sonrasında bir süre yaşadı parti, Erdoğan sonrasında o kadar da yaşamayacak bir parti. Erdoğan'ın yapısıyla kontrol altında olur. Önümüzdeki seçimde MHP'nin ve DEM'in yapmış olduğu ittifakın sandala gömülüşü ama demin bu ittifaktan en fazla yararlanan parti olarak sandıktan çıkacak."





