Bu tablo, hane halkının gelirinin aynı kalsa dahi satın alabildiği mal ve hizmet miktarının ciddi şekilde düştüğünü ortaya koyuyor.
2018–2026 ARASINDA ALIM GÜCÜNDE SERT DÜŞÜŞ
İnfografikte 2018 yılı referans alınarak oluşturulan karşılaştırmada, 2026 yılına gelindiğinde alım gücünün belirgin biçimde gerilediği görülüyor. Grafik, sekiz yıllık dönemde toplam kaybın yüzde 78 seviyesine ulaştığını gösteriyor.
Bu oran, 2018 yılında belirli bir tutarla alınabilen ürün ve hizmetlerin, 2026 yılında aynı gelir düzeyiyle büyük ölçüde karşılanamadığını ifade ediyor. Başka bir deyişle, gelir artışı fiyat artışının gerisinde kaldığında reel refah seviyesi düşüyor.
ENFLASYON VE REEL GELİR ETKİSİ
Ekonomide alım gücü; enflasyon oranı, ücret artışları ve genel fiyat düzeyiyle doğrudan ilişkili. Fiyatların hızlı arttığı dönemlerde, gelir artışları aynı hızda gerçekleşmezse reel gelir azalıyor.
Uzmanlar, yüksek enflasyon dönemlerinde sabit ve dar gelirli kesimlerin daha fazla etkilendiğine dikkat çekiyor. Temel tüketim kalemlerindeki fiyat artışları, hane bütçelerinde zorlanmayı beraberinde getiriyor.
HANE HALKI BÜTÇESİNDE DARALMA
Alım gücündeki yüzde 78’lik gerileme; gıda, barınma, ulaşım ve enerji gibi temel harcama kalemlerinde hissedilen maliyet artışlarıyla birlikte değerlendiriliyor. Gelirin daha büyük bir kısmı zorunlu harcamalara ayrılırken, tasarruf ve sosyal harcamalara ayrılan pay azalıyor.
Bu durum, yaşam standartlarında gerileme ve tüketim tercihlerinde değişim anlamına geliyor. Özellikle orta ve alt gelir grubundaki vatandaşların bütçe planlamasında daha temkinli hareket ettiği belirtiliyor.
GÖSTERGELERİNDE GERİLEME
Ekonomik göstergeler açısından alım gücü, refah seviyesinin temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. Sekiz yıllık dönemde yaşanan yüzde 78’lik kayıp, reel refahın gerilediğine işaret ediyor.
Uzmanlara göre sürdürülebilir refah artışı için fiyat istikrarı, gelir artışının enflasyonun üzerinde seyretmesi ve ekonomik dengelerin güçlenmesi önem taşıyor.
2018’den 2026’ya uzanan süreçte ortaya çıkan tablo, alım gücünün korunmasının ekonomik istikrar açısından kritik rol oynadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.





