Arısan, evlilik ve sevgi gibi kombinasyonlardan bahsederek çiftlerin tavırlarını vurguladı. Arısan, ön yargı ve farklı hissiyatları belirterek şu sözleri kaydetti: "Düğün sezonunun yaklaştığı, insanların yeni bir hayata adım atmanın heyecanını yaşadığı bir dönemde, sıkça sorulan ama yanıtı kolay olmayan bir soru vardır: 'Doğru kişi olduğuna gerçekten emin misin?' Bu soru çoğu zaman basit bir merak gibi görünse de aslında aşkın ve eş seçiminin arkasındaki derin psikolojik süreçlere kapı aralar.
Romantik aşk temelli evliliklerde insanlar çoğu zaman kararlarını tamamen kendi iradeleriyle verdiklerini düşünür. Oysa psikoloji kuramları, özellikle İmago Teorisi, bu seçimin yalnızca bilinçli tercihlerle açıklanamayacağını öne sürer. Çünkü eş seçimi çoğu zaman bireyin çocukluk döneminde şekillenen duygusal deneyimlerinden ve bilinç dışı ihtiyaçlarından etkilenir."
AŞK GERÇEKTEN RASLANTI MI?
Arısan, duygulu ilişkilerdeki psikolojik tutumlardan söz ederek : "Bir kişinin hayatında eş olabilecek milyonlarca insan varken, içlerinden yalnızca birine güçlü bir çekim hissetmesi çoğu zaman “aşkın kimyası” olarak açıklanır. Halk arasında “elektrik almak” diye tanımlanan bu durum, aslında insanın zihninde yer etmiş bazı psikolojik kalıplarla yakından ilişkilidir.
Antik çağ filozofu Platon da aşkı değerlendirirken insanın doğasında bir eksiklik hissi bulunduğunu söyler. Ona göre birey, ruhsal olarak tamamlanma arayışı içindedir. Bu nedenle insanlar kendilerini eksik hissettikleri yönleri tamamlayacak birine yönelirler. Modern psikodinamik yaklaşımlar da benzer şekilde aşkın bilinç dışı süreçlerle şekillendiğini savunur" sözlerini kullandı.
BU TEORİYE GÖRE EŞ SEÇİMİ
Arısan, aile ve eş konusuna değinerek örnekler verdi. Ailenin yaklaşımından bahsederek: "İmago teorisine göre her bireyin zihninde çocukluk yıllarında oluşmuş bir 'imago', yani içsel ebeveyn tasviri vardır. Bu tasvir; anne ve babanın davranışları, duygusal tutumları ve ilişki biçimleriyle şekillenir. Yetişkinlikte bir ilişki kurulurken kişi farkında olmadan bu içsel modele benzeyen insanlara yönelme eğilimi gösterir.
Başka bir deyişle birey eşini seçerken yalnızca mantık ya da duygularıyla değil aynı zamanda çocukluk döneminde oluşmuş bilinç dışı kalıplarla da hareket eder. Bu yüzden bazı insanlar, ebeveynlerinde gördükleri özellikleri taşıyan kişilere güçlü bir çekim hissedebilir" diye konuştu.
ÇOCUK YARALARI VE İLİŞKİLERİ
Arısan, şu sözleri ekledi: "Psikolojiye göre pek çok insan çocukluk döneminde karşılanmamış bazı duygusal ihtiyaçlarla büyür. Bu durum çoğu zaman bilinçli olarak fark edilmiyor. Ancak yakın ilişkiler kurulduğunda bu eski deneyimler, bilinçaltı yoluyla da yeniden ortaya çıkabilir.
İmago teorisi, romantik ilişkilerin yalnızca mutluluk değil aynı zamanda iyileşme fırsatı sunduğunu ileri sürer. Çünkü insanlar çoğu zaman çocuklukta eksik kalan duygusal ihtiyaçlarını tamamlayabilecek kişilere yönelir. Bu nedenle evlilik ve uzun süreli ilişkiler, bireyin geçmişte yaşadığı duygusal deneyimlerin yeniden işlendiği bir alan haline gelebilir."

AŞKIN İKİ YÜZÜ
Arısan, şöyle devam etti: "İmago yaklaşımının kurucusu Harville Hendrix, romantik aşkı “doğanın anestezisi” olarak tanımlar. Ona göre aşk, iki insanın birbirine çekilmesini sağlayan güçlü bir duygu olduğu kadar bilinçaltıyla ilişkili olarak aynı zamanda kişisel gelişim sürecinin de bir parçasıdır.
Bu nedenle romantik ilişkilerde hem yoğun mutluluk hem de zaman zaman çatışmalar yaşanabilir. Çünkü partnerler yalnızca birbirlerinin güçlü yönleriyle değil, aynı zamanda geçmişten gelen duygusal izlerle de karşılaşırlar.
Yani 'doğru kişi' sorusunun tek ve kesin bir cevabı yoktur. Ancak psikolojiye göre aşk ve eş seçimi, çoğu zaman sanıldığından daha derin ve karmaşık süreçlerin sonucudur. İnsanlar yalnızca kalpleriyle değil, aynı zamanda geçmiş deneyimlerinin şekillendirdiği görünmez psikolojik haritalarla da birbirlerini bulurlar."




