ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar, doğal olarak dünya gündeminin ilk sırasına yerleşti. Hava saldırıları, karşılıklı ateşlenen füzeler, sert açıklamalar, suçlamalar ve sonuçları yakından takip ediliyor. Peki savaş, gerçekten bizim televizyon ekranlarından gördüğümüz gibi mi oluyor? Yoksa asıl savaş şimdi mi başlıyor?

Günümüzde savaşlar, sadece savaş uçakları, tanklar ya da füzelerle olmuyor. Artık büyük devletler, sıcak çatışmaların yanı sıra rakiplerini zayıflatmak için çok daha karmaşık ve sessiz yöntemler kullanıyor. Siber saldırılar, istihbarat operasyonları ve hedefli suikastlar, bu yeni savaş biçiminin en önemli uygulamaları olarak karşımıza çıkıyor.

SUİKASTLAR VE SABOTAJLAR

Savaşın sadece bombalardan ibaret olduğunu düşünürsek büyük bir yanılgıya düşeriz. İran ile İsrail arasındaki gerilim, bunun en çarpıcı örneği. Yıllardır süren, ancak görünmeyen bu savaşta, taraflar birbirlerinin nükleer programlarını, askeri altyapılarını ve silah geliştirme üzerine çalışan bilim insanlarını bile hedef aldı. İran’ın nükleer programında görev alan bazı bilim insanlarının ölmesi, aslında suikastlara kurban gitmesi, nükleer tesislerde yaşanan çeşitli sabotajlar ve siber saldırılar, bu görünmeyen mücadelenin izlerini taşıyor.

Siber savaş yöntemi, yeni dönemin en etkili silahlarından biri olarak kullanılıyor. Bir ülkenin enerji altyapısına, bankacılık sistemine ya da askeri ağlarına yapılacak bir siber saldırı, bazen bir füzenin yaratacağı etkiden çok daha büyük sonuçlar doğurabiliyor. Bir düşünün; elektrik şebekesinin çökmesi, iletişim ve ulaştırma ağlarının devre dışı kalması veya savunma sistemlerinin geçici olarak felç edilmesi, modern bir devlet için nasıl bir güvenlik krizi oluşturur?

BİLGİYE ULAŞMAK İÇİN HER YOL...

Bununla birlikte, istihbarat operasyonları da görünmeyen bu savaşın önemli bir parçası. Rakip ülkenin içindeki ajan ağları, devşirmelerden elde edilen bilgi alma faaliyetleri ve psikolojik operasyonlar da savaşın sonucunu belirleyebilecek kadar sessiz ama etkili olabiliyor. Tıpkı İran’ın dini lideri Hamaney’in savaşın ilk günü, nokta atışıyla öldürülmesi gibi... Çünkü bilgi, bugünün dünyasında, artık en güçlü silahlardan biri haline gelmiş durumda.

Bugün televizyonlardan izlediğimiz bombalamalar ve atılan füzeler, bize gösteriyor ki, bu saldırılar, aslında uzun süre önce başlayan, sessiz ve derinden ilerleyen bir mücadelenin yalnızca görünen kısmı. Asıl savaş, çoğu zaman insanların gördüğü alanda değil, perde arkasında, gözlerden uzakta yürütülüyor.

SİLAH = BOMBA MI?

Bu nedenle ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı ele alırken, sadece bombaların düştüğü görüntüleri değerlendirmek yeterli olmaz. Çünkü günümüz modern dünyasında savaş, daha çok kodların, bilgilerin ve gizli operasyonların belirlediği bir mücadeleye dönüşüyor.

Özetle televizyon ekranlarında gördüklerimizi değerlendirirken, şu soruyu sormak gerekiyor: “Acaba asıl savaş şimdi mi başlıyor, yoksa biz çoktan başlamış ve derinden ilerleyen bir savaşın bombalama sahnelerini mi izliyoruz?”

Ve unutulmaması gereken bir başka gerçek ise “en güçlü silah” görünmeyen silah olduğudur.