Günümüzde dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte birçok kişi ilişkilerde sevgiyi mesajlaşma sıklığı üzerinden değerlendirmeye başladı. “Neden yazmadı?”, “Çevrimiçiydi ama cevap vermedi” gibi düşünceler, çiftler arasındaki bağı güçlendirmek yerine ilişkinin bir performans alanına dönüşmesine neden olabiliyor. Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, konuyu uzman bakış açısı ile TÜRKINFORM muhabiri Yaren Tekin'e değerlendirdi.

"MESAJLAŞMA SIKLIĞI SEVGİNİN ÖLÇÜTÜ HALİNE GELDİ"
Akyürek, “Günümüzde birçok kişi sevgiyi iletişimin sıklığıyla ölçmeye başladı. Mesajlara verilen yanıt süresi ya da gün içinde kaç kez iletişim kurulduğu, ilişkinin gücünü değerlendirmek için bir kriter olarak görülebiliyor. Ancak bu yaklaşım, ilişkinin doğal akışını zedeleyebiliyor. Sürekli iletişim beklentisi, taraflar üzerinde fark edilmeden baskı oluşturabiliyor ve kişilerin kendilerine ayırdığı zamanı azaltabiliyor” dedi.

BİREYSEL ALANIN DARALMASI KAYGIYI ARTIRIYOR
Akyürek, “Sürekli mesajlaşma beklentisi zamanla bireysel sınırların zorlanmasına neden olabiliyor. Özellikle ‘Neden yazmadı?’ ya da ‘Çevrimiçiydi ama cevap vermedi’ gibi düşünceler, ilişkinin merkezine kaygıyı yerleştirebiliyor. Bu durum, iletişimin doğal bir ihtiyaç olmaktan çıkıp zorunluluk gibi algılanmasına yol açabiliyor. Oysa sağlıklı ilişkilerde her bireyin kendi alanına, günlük sorumluluklarına ve kişisel zamanına sahip olması son derece doğaldır” diyerek bireysel alanın önemine dikkat çekti.

KONTROL ETME DAVRANIŞI YAKINLIĞIN ÖNÜNE GEÇEBİLİYOR
Akyürek, “Bazı ilişkilerde taraflar birbirini özlemek yerine sürekli kontrol etmeye yönelebiliyor. Mesajların ne zaman görüldüğü, ne kadar sürede cevap verildiği ya da çevrimiçi olma durumu ilişkinin ana gündemi haline gelebiliyor. Bu durum yakınlık duygusunu güçlendirmek yerine duygusal baskıya neden olabiliyor. Partnerini sürekli takip etmek ya da her an ulaşılabilir olmasını beklemek, güven duygusunu desteklemekten çok yıpratabiliyor” ifadelerini kullandı.
SAĞLIKLI İLİŞKİLERDE İLETİŞİM NASIL OLUR?
Akyürek, “İlişkinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için iletişimin bir görev ya da zorunluluk olarak değil, doğal bir ihtiyaç olarak sürdürülmesi gerekir. Tarafların birbirine alan tanıması, bireysel sınırlarına saygı göstermesi ve her an ulaşılabilir olma beklentisinden uzak durması, ilişkinin daha dengeli bir yapıda devam etmesine katkı sağlar. Sevgi, sürekli mesaj atmakla değil; güven, anlayış ve karşılıklı saygıyla güçlenir” dedi.
Dijital iletişimin ilişkilerde önemli bir yer tutmasına karşın, sevginin yalnızca mesajlaşma sıklığı üzerinden değerlendirilmesi çiftler arasında görünmeyen bir baskı oluşturabiliyor. Uzman Psikolog Tuğana Akyürek’e göre sağlıklı ilişkilerde tarafların her an ulaşılabilir olması beklenmiyor. Güven duygusu, karşılıklı anlayış, bireysel sınırlara saygı ve kişisel alanın korunmasıyla güçleniyor. Sürekli iletişim beklentisinin yerini doğal ve dengeli bir iletişimin alması, ilişkilerin daha sağlam ve sürdürülebilir bir yapıda devam etmesine katkı sağlıyor.





