Avrupa'da sessiz ama derinden ilerleyen büyük bir teknolojik uyanış yaşanıyor. Birçok Avrupa ülkesi ve kurumu, dijital altyapılarını Microsoft gibi ABD merkezli teknoloji devlerinin tekelinden kurtarmak için stratejik adımlar atıyor. Fransa, devletin tüm dijital sinir sistemini yabancı şirketlere emanet etmemek adına antivirüs, veri tabanı ve ağ ekipmanlarına kadar tamamen kendi denetimindeki Linux tabanlı sistemlere geçiyor. Aslında Fransa polisi, Windows XP'nin ölümünden bu yana kendi geliştirdikleri "GendBuntu" adlı Linux sistemini on binlerce bilgisayarda başarıyla kullanıyor.

Almanya'nın Schleswig-Holstein eyaleti 30 bin devlet bilgisayarını Windows ve Microsoft Office'ten arındırarak, Linux ve LibreOffice'e taşıma kararı aldı. Bazı ülkeler açık kaynağın geldiği ülkeyi bile sorgular oldu. Onlyoffice Rus tabanlı bir ofis uygulaması olduğundan Avrupa'daki bazı ülkeler bu programın kodlarını alıp yeniden yazdı. Benzer şekilde Danimarka ve Fransa'nın Lyon şehri de açık kaynaklı alternatiflere yöneliyor. Avrupa'nın bu zorlu dönüşüme girmesinin altında iki temel sebep yatıyor: Dijital egemenlik ve ekonomik tasarruf. Devletler, vatandaşların verilerinin ve kurum içi yazışmaların güvenliğini sağlamak için altyapının anahtarını kendi ellerinde tutmak istiyor. Ayrıca, okyanus ötesi yazılım şirketlerine ödenen milyonlarca euroluk lisans bedelinin Avrupa kıtasındaki yerel teknoloji ekosistemine aktarılması hedefleniyor. Avrupa'nın açık kaynak projelerine verdiği finansal destek de artıyor; örneğin Sovereign Tech Fund isimli fon, masaüstü ortamı olan KDE'yi geliştirmesi için 1.28 milyon euro bağışta bulundu.

Peki Türkiye’de durumlar nasıl?

Türkiye, kendi Linux dağıtımı olan ve Debian (linux çekirdekli bir dağıtım) tabanı üzerine inşa edilen Pardus ile aslında bu devrimin altyapısına uzun süredir sahip. Halihazırda Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İSKİ, AFAD ve Ziraat Katılım gibi kritik kurumlarda ve bazı vizyoner belediyelerde Pardus kullanımı aktif olarak sürüyor. Bu geçişler sayesinde hem ülkemizin dışa bağımlılığı azalıyor hem de kayda değer bir bütçe tasarrufu sağlanıyor.

Pardus'un son sürümü olan Pardus 25, özellikle son kullanıcıyı merkeze alan ve kullanım kolaylığı sağlayan bir vizyonla karşımıza çıkıyor. Artık çok daha hızlı çalışan, arayüzü yenilenmiş bir yazılım merkezine sahip. Üstelik Pardus iOS cihaz bağlayıcı, kolay Java kurucu ve Nvidia yükleyici gibi Türkiye'deki kurumların ve bireysel kullanıcıların hayatını ciddi şekilde kolaylaştıracak özel araçlar barındırıyor. Pardus 25, sadece dakikalar süren kurulum kolaylığı ve sunduğu tam Türkçe destek ile bilgisayar kullanmaya yeni başlayan birinin bile rahatlıkla adapte olabileceği, son derece modern bir seviyeye gelmiş durumda. Geniş uygulama ekosistemi sunan Flatpak entegrasyonunun varsayılan olarak gelmemesi gibi ufak tefek eksiklikleri bulunsa da, bu sürümle hedeflenen pürüzsüz deneyim büyük oranda yakalanmış.

Avrupa'nın teknoloji devlerini terk etme vizyonu basit bir "IT güncellemesi" değil, doğrudan stratejik bir ulusal güvenlik ve bağımsızlık hamlesidir. Türkiye'nin de elinde Pardus gibi hazır, yıllar içinde olgunlaşmış ve son kullanıcı dostu bir işletim sistemi varken atılması gereken adım bellidir. Ülkemizdeki Pardus kullanımının, kurum yetkililerinin kişisel inisiyatiflerine bırakılmaktan çıkarılıp, tıpkı Fransa'da olduğu gibi en üst düzeyde ve tavizsiz bir "devlet politikası" haline dönüşmesi şarttır.

Unutulmamalıdır ki, dijital çağda teknolojik bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın en temel ön koşuludur. Hem yerel yazılımcılarımızı fonlamak hem de ulusal verilerimizi korumak için devlet dairelerinde başlatılacak topyekûn bir Pardus dönüşümü, Türkiye'nin geleceği için ertelenemez bir ihtiyaçtır.