Azerbaycan ve Ermenistan arasında 28 Nisan 2026 tarihinde kritik bir gelişme yaşandı. Azerbaycan'dan Ermenistan'a yıllar sonra ilk üst düzey ziyaretin gerçekleşmesi, normalleşme döneminin artık masadaki sinyalleri olarak karşımıza çıkıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasında kurulan sınır belirleme komisyonlarının bir araya geldiği ziyarette, bölgenin barışa ne kadar ihtiyacı olduğu bir kez daha görüldü. 2020 yılında meydana gelen 44 gün savaşında Azerbaycan sadece askeri bir zafer kazanmadı, aynı zamanda diplomatik bir çerçeve de kurdu. Barış anlaşması, sınırların belirlenmesi, ulaşım hatlarının açılması ve vatandaşlarının yaşadığı bölgeleri Ermeni işgalinden kurtarması... Bölgede barışı kana kana içecek o kadar fazla alan var ki. Savaşın yerini normalleşme ve işbirliğine bıraktığı bu günlerde Ermenistan da Azerbaycan'ın soydaş müttefikine bir jest yaparak, Türkiye'yi 4 Mayıs'ta Erivan'daki Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısına davet etti.

Bugün geldiğimiz noktada Ermenistan’ın da artık 30 yıldır konuştuğundan farklı bir dili konuşmaya başladığını görüyoruz. Daha temkinli, daha gerçekçi, hatta yer yer daha pragmatik bir dil. Çünkü Ermenistan iç ve dış siyasetinde şu gerçek giderek daha net anlaşılıyor: Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmeden, bölgede uzun vadeli ve etkili bir varlık kurmak mümkün değil. Özellikle Ermenistan'da seçimler yaklaşırken bir kırılma olarak değerlendirilebilecek bu yeni dönem ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Nikol Paşinyan’ın çizgisi, tüm eleştirilere rağmen, en azından çatışmayı değil normalleşmeyi merkeze alan bir çizgi olarak karşımıza çıkıyor.

Fakat elbette artılar ve eksiler (pros and cons) ayrı ayrı değerlendirilmeli. Bu yeni dönemde Ermeni halkı ve hükümeti tarafından alışılageldiği gibi semboller üzerinden yürütülen siyaset yavaş yavaş terk edilmeli. Örneğin Ermenistan Ağrı Dağı'nı pasaportlarından kaldırarak bir iyi niyet göstergesinde bulundu. İkinci adım, artık bu konunun Ermenistan içinde Türkiye'yi rahatsız etmeyecek şekilde tartışmaya kapatılması olmalıdır. Bunun yanı sıra sözde soykırım anıtları ve Ermeni diasporasının yurt dışında yürüttüğü Türk karşıtı kampanyalar ile Ermeni anayasasındaki toprak iddialarının artık geçerliliği olmaması ve terk edilmesi gerekir. Nitekim bu konular sadece Azerbaycan ve Türkiye'yi rahatsız etmekle kalmıyor, Ermenistan'ın geleceğine de kilit vuruyor.

Ankara ve Bakü arasındaki işbirliğinin dünyaya örnek olduğu gibi Ermenistan'ın da içinde bulunmak isteyeceği bir ittifak olarak değerlendirilmesi Erivan'a katkı sağlayacaktır. Bugün bu iki ülke sadece bir ittifak değil, aynı zamanda bölgesel bir vizyon sunuyor. Savunma alanında işbirliği, ulaşım hatları, enerji projeleri ve geleceğin Kafkasya'sını yeniden inşa eden birçok gelişme... Özellikle Zengezur Koridoru'nun üç ülkenin de kesişim noktası olduğunu düşünürsek; Orta Koridor’un en kritik halkalarından birisinin ve Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret hattının kalbinin açılması için ortak irade ile birlikte aksiyon alınmalıdır. Bu sebeple ortak hareket eden Ankara ve Bakü'nün normalleşme sürecinde söylem-eylem uyumunu daha iyi yakalaması gerekiyor. Bugün Azerbaycan bölgede sadece bir güç olmaktan çok, aynı zamanda bir denge unsuru. Türkiye ile birlikte oluşturduğu eksen ise sadece askeri ya da siyasi değil; ekonomik, lojistik ve stratejik bir bütünlük sunuyor. Bu bütünlük, aslında bölgeye "İsterseniz birlikte kazanabiliriz.” Ama istemezseniz, tren yine kalkacak. Bu sefer peronda kalanlar sadece seyredecek.

Bu değişimin etkili olması planlanan bir dönemde Avrupa Birliği beklenmeyen bir yerden vurdu. Avrupa Birliği’nin son açıklamalarında, Bakü'de “savaş esirleri” olarak tanımlanan Ermeni kökenli kişilerin serbest bırakılması yönünde çağrılar yer aldı. Ancak Azerbaycan tarafı bu yaklaşımı hukuken kabul edilemez olarak değerlendirdiği bir yanıt verdi. Nitekim söz konusu kişilerin önemli bir kısmı, mahkeme kararıyla terör, sabotaj ve savaş suçları gibi ağır suçlardan hüküm giymiş durumda.

Dahası, Azerbaycan’ın bugüne kadar insani yaklaşım çerçevesinde çok sayıda tutukluyu serbest bıraktığı, güven artırıcı adımlar attığı da ortada. Buna rağmen Avrupa Birliği’nin bu dosyada tek taraflı bir dil kullanması, “iyi niyet” ilkesinden uzaklaştığını ve objektif değerlendirme yapamadığını gösteriyor. Üstelik bu dil, Ermenistan içindeki ayrılıkçı düşünceleri perçinleyerek barış sürecine zarar verebilir. Hassas dengeler üzerine kurulan barış süreçlerini dışarıdan yapılan zamansız ve taraflı açıklamalar kolayca bozabilir. Avrupa Birliği bunu elbette biliyor.

Azerbaycan, Avrupa Parlamentosu ile bağlarını kesme kararı alarak sert bir siyasi mesaj verirken; Ermenistan, yaklaşık 50 Avrupalı lideri ağırlamasına rağmen topraklarında Rus askeri varlığını sürdürmeye devam ediyor. Öte yandan Gürcistanise AB üyelik sürecinin askıya alınmasına rağmen Brüksel ile temaslarını kesmeyerek diyalog kanallarını açık tutuyor. Bu tablo, Güney Kafkasya’da hiçbir ülkenin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin basit veya tek yönlü bir çizgide ilerlemediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bugün Azerbaycan ile Ermenistan arasında yürüyen süreç, belki de son yılların en gerçekçi normalleşme ihtimalini barındırıyor. Sınır komisyonları çalışıyor, diplomatik temaslar sürüyor, söylemler değişiyor. Ama bu sürecin en büyük ihtiyacı nedir diye sorarsanız "Güven" derim. Ve güven, dış müdahalelerle yıkılır, tutarlı yaklaşımlarla inşa edilir. Avrupa Birliği’nin de burada daha dikkatli olması şart. Eğer gerçekten bölgede barış isteniyorsa, bu süreci zorlaştıracak değil, kolaylaştıracak bir dil benimsenmeli.