Sabah gözümüzü açar açmaz ilk işimiz baş ucumuzdaki telefona sarılmak oluyor. Dünyanın öbür ucunda ne yaşanmış, kim nereye gitmiş, hangi fotoğrafı paylaşmış diye şöyle bir ekranı kaydırmadan güne başlayamıyoruz. Teknolojinin hayatımıza kattığı hız, şüphesiz ki pek çok alanda işlerimizi inanılmaz derecede kolaylaştırdı. Ancak bu baş döndürücü hızın içinde, galiba en çok birbirimize ayırdığımız o samimi zamanları kaybettik.

Eskiden dost meclislerinde, aile sofralarında uzun uzun edilen sohbetlerin tadı bir başkaydı. Şimdilerde ise bir kafeye veya restorana gittiğinizde masadaki herkesin başı öne eğik, gözler parlayan ekranlara kilitlenmiş durumda. Fiziksel olarak aynı masayı paylaşsak da zihnen hepimiz bambaşka yerlerdeyiz. Duygularımızı kelimelerle ifade etmek yerine, hazır şablonlara ve renkli emojilere sığdırır olduk. Bir dostun halini hatırını sormak için aramak yerine, paylaştığı bir fotoğrafa "beğeni" atmayı yeterli görüyoruz.

İş hayatımız da bu dönüşümden nasibini aldı. Toplantılar artık plazalarda değil, video konferans uygulamalarında yapılıyor. Dijitalleşen iş modelleri zamandan ve mekandan tasarruf etmemizi sağlasa da, o eski takım ruhunu ve aidiyet hissini yavaş yavaş eritiyor. İşler ekranda bir şekilde tıkır tıkır ilerliyor ama o insani dokunuş, sabahları içilen karşılıklı bir çayın verdiği sıcaklık eksik kalıyor.

Elbette ki bu devirde "teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkaralım" demek gerçekçi değil. İnternet ve akıllı cihazlar, doğru kullanıldığında bilgiye erişimimizi hızlandıran ve hayat standartlarımızı yükselten muazzam araçlar. Fakat asıl mesele, teknolojinin bizi yönetmesine izin vermeden kontrolü elimizde tutabilmekte yatıyor.

Belki de yapmamız gereken şey çok basit. Günde sadece birkaç saatliğine o bildirim seslerini susturup, karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakarak dinlemeyi yeniden hatırlamak. Çünkü hiçbir yüksek çözünürlüklü ekran, gerçek bir gülümsemenin ve samimi bir sohbetin yerini tutamaz. Teknolojiyi hayatımızı kolaylaştıran bir araç olarak kullanmaya devam ederken, bizi insan yapan o sıcak bağları koparmamaya özen göstermeliyiz.