Sosyal medyada paylaşılan metne göre mektup, 14 Temmuz günü, Ramazan ayının ikinci gününde kaleme alındı. Asker, mektubunda Şeyhülislam tarafından yayımlanan “oruç tutmayabilirsiniz” fetvasına rağmen içinin rahat etmediğini ve oruca niyet ettiğini anlatıyor.

Sahur vakti yiyecek bulmakta zorlandığını ifade eden asker, çalıların arasında iki kök çiriş otu bulduğunu ve sahurunu bununla yaptığını belirtiyor. Gün boyunca yeni siperler kazdıklarını, taarruzun arttığını ve kafalarını dahi çıkaramadıklarını aktarıyor.

Akşam ezanı okunduğunda ise siperin içinde bir mataranın elden ele dolaştırıldığını ve askerlerin oruçlarını yalnızca su ile açtığını ifade ediyor.

"SADECE BEN ORUÇLUYUM SANDIM"

Mektuptaki en dikkat çeken bölüm ise askerlerin birbirlerinden habersiz şekilde oruç tuttuklarını öğrenmeleri oluyor.

Asker, yalnızca kendisinin oruçlu olduğunu düşündüğünü, ancak bölüğün tamamının oruç tuttuğunu öğrendiğinde büyük bir mahcubiyet yaşadığını dile getiriyor. Sahurda iki kök çiriş yemiş olmasına rağmen, arkadaşlarının sahursuz oruç tuttuğunu öğrenince utandığını anlatıyor.

Milyonların vazgeçilmez içeceği için kritik uyarı: Sakın böyle tüketmeyin
Milyonların vazgeçilmez içeceği için kritik uyarı: Sakın böyle tüketmeyin
İçeriği Görüntüle

Satırlarda şu ifadeler yer alıyor:

“Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim.”

ORUÇLU HALDE ŞEHİT DÜŞTÜLER

Mektupta, o gün oruçlu halde şehit düşen askerlerden de söz ediliyor. Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve Anadolu’nun dört bir yanından gelen askerlerin isimleri anılırken, yazar onların hakkını nasıl ödeyeceğini düşünerek gözyaşı döktüğünü ifade ediyor.

Bu satırlar, Çanakkale Cephesi’nde yalnızca silahların değil, aynı zamanda inanç ve dayanışmanın da var olduğunu gösteriyor.

SOSYAL MEDYAYI GÖZ YAŞINA BOĞDU

İnternette sıkça paylaşılan bu metin, Çanakkale Savaşı’nın zorlu şartlarını ve askerlerin yokluk içindeki direncini hatırlatan örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Metin, ecdadın ülkeyi hangi şartlar altında savunduğunu hatırlatarak bugün sahip olunan imkânların kıymetinin bilinmesi gerektiği mesajını veriyor.

Paylaşımlarda özellikle tüketim hırsı, nimete nankörlük ve tatminsizlik gibi kavramlara dikkat çekilerek, geçmişle bugün arasında bir muhasebe yapılması gerektiği vurgulanıyor.

Mektup, savaşın ortasında bile manevi değerlere bağlı kalınabildiğini ve dayanışma ruhunun en zor şartlarda dahi ayakta tutulduğunu gösteren çarpıcı bir anlatı olarak değerlendiriliyor.

Aradan geçen 111 yıla rağmen, Çanakkale siperlerinden aktarılan bu satırlar fedakarlık, sabır ve şükür kavramlarını yeniden gündeme taşıyor.

Kaynak: Haber Merkezi