Çocuk ve ergen ruh sağlığı, yalnızca ortaya çıkan davranış sorunlarıyla değil; çocuğun gelişim dönemi, aile ilişkileri, okul yaşamı ve sosyal çevresi birlikte değerlendirilerek ele alınması gereken hassas bir alan olarak öne çıkıyor. Ankara Medipol Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gülsen Erden ile Gülümser Akademi'den Uzman Klinik Psikolog Ezgi Vardal Çoşkun, çocukların davranışlarının ardındaki mesajları doğru okuyabilmenin önemine dikkat çekti.
HER DAVRANIŞ SORUNU YARAMAZLIK DEĞİL
Uzmanlara göre erken çocukluk döneminde görülen alt ıslatma, kaka kaçırma, tırnak yeme, sık ağlama nöbetleri, ayrılma güçlüğü veya tuvalet eğitiminde yaşanan gerilemeler çoğu zaman çocuğun ifade edemediği kaygının dışa vurumu olabiliyor.
Prof. Dr. Gülsen Erden, bu belirtilerin her zaman psikiyatrik bir hastalık anlamına gelmediğini ancak uzun sürmesi ve çocuğun günlük yaşamını etkilemesi halinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
OKUL DÖNEMİYLE BİRLİKTE KAYGILAR DA DEĞİŞİYOR
Uzman Klinik Psikolog Ezgi Vardal Çoşkun'a göre okul çağıyla birlikte çocukların karşılaştığı sorumluluklar artarken buna bağlı olarak ruhsal zorlanmalar da farklılaşıyor.
Okula gitmek istememe, dikkat eksikliği, dürtüsellik, öğrenme güçlükleri, arkadaş ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve akran zorbalığı bu dönemin en sık karşılaşılan problemleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, akademik başarının yanı sıra çocuğun sosyal uyumu ve duygusal dayanıklılığının da en az ders başarısı kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
KAYGI HER ZAMAN SÖZLERLE ANLATILMIYOR
Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları kaygıyı doğrudan ifade edemiyor. Bunun yerine huzursuzluk, sürekli onay arama, kaçınma davranışları, mükemmeliyetçilik veya aşırı kontrol ihtiyacı gibi davranışlarla bu duygularını ortaya koyabiliyor.

Uzmanlar, ayrılma kaygısı, okul reddi, sosyal ortamlardan kaçınma ve sürekli kötü bir şey olacakmış hissiyle birlikte görülen bedensel şikayetlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
TEKRARLAYAN DAVRANIŞLAR GÖZ ARDI EDİLMEMELİ
Sürekli el yıkama, tekrar tekrar kontrol etme, simetri arayışı, ritüeller ya da zihinden uzaklaştırılamayan düşünceler çocukluk döneminde obsesif kompulsif bozukluğun belirtileri olabiliyor.
Prof. Dr. Gülsen Erden, ailelerin bu davranışları "alışkanlık" ya da "şımarıklık" olarak değerlendirmemesi gerektiğini belirterek, çocuğun günlük yaşamını etkileyen durumlarda uzman desteğinin geciktirilmemesi gerektiğini vurguluyor.
ÜSTÜN BİLİŞSEL POTANSİYEL HER ZAMAN AVANTAJ DEĞİL
Uzmanlara göre üstün bilişsel potansiyele sahip çocuklarda bilişsel gelişim ile duygusal gelişim her zaman aynı hızda ilerlemiyor.
Bu çocuklar çevrelerini daha yoğun algılayabildikleri için duygu düzenleme güçlükleri, akran ilişkilerinde zorlanma ve uyum problemleri yaşayabiliyor. Bu nedenle yalnızca akademik başarıya odaklanmanın yeterli olmadığı belirtiliyor.
SINIRLAR ÇOCUKLAR İÇİN GÜVEN DUYGUSU OLUŞTURUYOR
Aile içinde tutarlı sınırlar oluşturmanın çocukların ruhsal gelişiminde koruyucu rol oynadığına dikkat çeken uzmanlar, aşırı kontrolcü ya da tamamen sınırların olmadığı aile ortamlarının çocuklarda duygu düzenleme sorunlarını artırabileceğini ifade ediyor.
Anne ve babaların "Neyi yanlış yapıyorum?", "Bu davranış normal mi?" gibi sorularla sık sık karşı karşıya kaldığını belirten uzmanlar, ebeveynlerin önce kendi kaygılarının farkına varmasının önemine dikkat çekiyor.
ERGENLİKTE HER DEĞİŞİM NORMAL OLMAYABİLİR
Ergenlik döneminde öfke patlamaları, yalnız kalma isteği, aileden uzaklaşma ve arkadaş çevresine yönelme gelişimin doğal parçaları arasında yer alıyor.
Ancak yoğun içe kapanma, öz bakımın ihmal edilmesi, umutsuzluk, kendine zarar verme eğilimi ve riskli davranışların ortaya çıkması halinde mutlaka profesyonel değerlendirme yapılması gerektiği belirtiliyor.
BOŞANMA, TAŞINMA VE KAYIPLAR ÇOCUKLARI DERİNDEN ETKİLİYOR
Anne baba ayrılığı, boşanma, taşınma, aile içindeki rol değişiklikleri, yeni kardeşin doğumu ya da sevilen bir kişinin kaybı çocuklarda güven duygusunu sarsabiliyor.
Uzmanlar bu süreçlerde görülen öfke nöbetleri, içe kapanma, kıskançlık, kurallara uymama veya gerileme davranışlarının dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
EKRAN SÜRESİ DEĞİL, EKRANIN İŞLEVİ ÖNEMLİ
Prof. Dr. Gülsen Erden ve Uzman Klinik Psikolog Ezgi Vardal Çoşkun, günümüzde ekran kullanımının tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor.
Uzmanlara göre çocuk bazen ekranı yalnızca eğlenmek için değil; kaygısından kaçmak, yalnızlığını gidermek ya da duygusal boşluğunu doldurmak için kullanabiliyor. Bu nedenle ekran başında geçirilen süreden önce bu davranışın altında yatan nedenin anlaşılması gerekiyor.
Ayrıca sosyal medyanın oluşturduğu karşılaştırma kültürü, siber zorbalık ve beğeni odaklı onay mekanizmasının özellikle ergenlerde özgüven üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği belirtiliyor.
SESSİZ BELİRTİLER EN ÖNEMLİ UYARILAR OLABİLİR
Uzmanlar, çocukların yaşadıkları ruhsal sorunları her zaman sözle ifade edemediğini belirtiyor.
Uyku düzeninde bozulma, iştahsızlık, sürekli karın ağrısı veya baş ağrısı şikayetleri, keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşma, aşırı uyumlu hale gelme ya da ölüm temalarının oyunlara yansıması önemli uyarı işaretleri arasında gösteriliyor.
HANGİ DURUMLARDA UZMANA BAŞVURULMALI?
Uzmanlara göre şu durumlarda profesyonel destek alınması gerekiyor:
Duygusal ve davranışsal değişikliklerin haftalarca sürmesi
Okul başarısı ve sosyal yaşamda belirgin bozulma yaşanması
Sürekli kaygı, okul reddi ve sosyal geri çekilme görülmesi
Tekrarlayıcı ritüeller ve kontrol davranışlarının ortaya çıkması
Daha önce kazanılmış becerilerde gerileme yaşanması
Kendine zarar verme eğilimi veya ölüm temalarının sıklaşması
Travmaya işaret eden ani davranış değişikliklerinin görülmesi
ERKEN FARK EDİLEN HER SORUN ÇÖZÜLEBİLİR
Prof. Dr. Gülsen Erden ile Uzman Klinik Psikolog Ezgi Vardal Çoşkun, çocukların davranışlarının yalnızca sorun olarak değil, anlatmaya çalıştıkları bir mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Uzmanlara göre çocukların ihtiyaçlarını zamanında fark etmek, aile içinde güvenli ve destekleyici bir ortam oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktan çekinmemek hem çocukların hem de ailelerin uzun vadede daha sağlıklı bir yaşam sürmesinin anahtarı olarak görülüyor.




