Teknolojik gelişmelerin günlük yaşamın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte ceza muhakemesi süreçlerinde dijital delillerin önemi de giderek artmıştır. Özellikle mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya kayıtları, HTS verileri, baz istasyonu kayıtları, IP logları, güvenlik kamerası görüntüleri ve bulut sistemlerinde saklanan veriler; soruşturma ve kovuşturma makamlarının en sık başvurduğu delil türleri arasında yer almaktadır.
Ancak dijital verilerin kolay üretilebilir, değiştirilebilir ve manipüle edilebilir yapısı, bu delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi bakımından ciddi hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda delil serbestisi ilkesi benimsenmiş olmakla birlikte, bu ilke sınırsız değildir.
Anayasa’nın 38. maddesi ile CMK’nın 206 ve 217. maddeleri gereğince hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılması mümkün değildir. Bu sebeple dijital materyallerin elde edilme yöntemi, delilin içeriği kadar önem taşımaktadır. Özellikle cep telefonu incelemeleri bakımından uygulamada sıkça tartışılan hususlardan biri, arama ve el koyma işlemlerinin hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilmesidir.
CMK’nın 134. maddesi uyarınca bilgisayar, telefon ve benzeri dijital materyaller üzerinde inceleme yapılabilmesi belirli usul ve şartlara bağlanmıştır. İlgili düzenleme uyarınca kural olarak hakim kararı aranmakta; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı kararıyla işlem yapılabilmekte, ancak bu kararın sonradan hakim onayına sunulması gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında da dijital delillerin güvenilirliğinin sağlanabilmesi için “zincirleme koruma” ilkesine dikkat çekilmektedir. Buna göre dijital materyalin ele geçirildiği andan itibaren kim tarafından, hangi koşullarda muhafaza edildiği ve incelemeye tabi tutulduğu açık şekilde ortaya konulmalıdır. Aksi durumda delilin değiştirilmediği veya sonradan müdahaleye uğramadığı hususunda tereddüt doğabilmektedir.
Bunun yanında “hash değeri” uygulaması dijital deliller bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Hash değeri, dijital verinin elektronik parmak izi niteliğinde olup veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlamaktadır. Uygulamada özellikle bilirkişi incelemelerinde hash kayıtlarının bulunmaması, delilin güvenilirliği konusunda savunma makamınca itiraz konusu yapılabilmektedir.
Mesajlaşma uygulamalarına ilişkin ekran görüntüleri de ceza yargılamasında yoğun şekilde kullanılmaktadır. Ancak yalnızca ekran görüntüsüne dayanılarak hüküm kurulması çoğu zaman yeterli görülmemektedir. Çünkü bu içeriklerin teknik müdahaleyle değiştirilmesi mümkündür. Bu nedenle mahkemeler genellikle cihazın fiziki incelemeye alınmasını, bilirkişi raporu düzenlenmesini veya ilgili platformlardan resmi veri talep edilmesini dikkate almaktadır.
Son yıllarda kişisel verilerin korunması hakkı ile ceza muhakemesinin delil elde etme amacı arasındaki denge de önemli bir tartışma alanı haline gelmiştir. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında korunan özel hayatın gizliliği hakkı ile kamu düzeninin sağlanması amacı arasında ölçülülük ilkesine uygun bir denge kurulması gerekmektedir. Özellikle iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirleri bakımından katalog suç sınırlaması ve hakim denetimi bu sebeple önem arz etmektedir.
Netice itibarıyla dijital deliller, modern ceza muhakemesinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiş olsa da bu delillerin teknik niteliği nedeniyle klasik delil sistemlerinden farklı değerlendirme ölçütlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Delilin elde edilme usulü, muhafaza süreci, teknik doğrulanabilirliği ve temel haklara müdahale boyutu birlikte değerlendirilmeksizin yapılacak bir inceleme, adil yargılanma hakkı bakımından ciddi sakıncalar doğurabilecektir.