Ekonomik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi (CERR) tarafından örgütün 25’inci yılı dolayısıyla hazırlanan çalışma, ŞİÖ’nün ulaştığı ekonomik ölçeği ortaya koydu. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında üye ülkelerin küresel ekonomideki ağırlığı üçte birin üzerine çıkarken; enerji, ticaret ve ulaştırma alanlarında ortaya çıkan tablo Avrasya’daki ekonomik ağırlık merkezinin değişimine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Türkiye ise 2012’den bu yana diyalog ortağı olduğu örgütle ilişkilerini geliştirirken Ankara açısından temel soru, ŞİÖ’nün Batı’ya alternatif bir eksen olarak mı yoksa Türkiye’nin stratejik hareket alanını genişletecek tamamlayıcı bir Avrasya platformu olarak mı değerlendirilmesi gerektiği.
6 ÜLKEYLE BAŞLADI, 10 ÜYELİ DEV YAPIYA DÖNÜŞTÜ
ŞİÖ, 2001 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesi amacıyla kuruldu. Ancak örgütün hem üye sayısı hem de faaliyet alanları sonraki yıllarda önemli ölçüde genişledi.
Hindistan ve Pakistan’ın 2017’de, İran’ın 2023’te ve Belarus’un 2024’te katılmasıyla üye sayısı 10’a yükseldi. Güvenlik merkezli başlayan işbirliği zaman içerisinde enerji, ticaret, yatırım, ulaştırma, teknoloji, tarım ve turizm gibi çok sayıda alana yayıldı.
Bugün ortaya çıkan tablo ise ŞİÖ’nün ulaştığı ölçeği gözler önüne seriyor. Örgüt ülkelerinin toplam nüfusu yaklaşık 3,4 milyara ulaşırken nominal GSYH büyüklüğü 26 trilyon doların üzerine çıktı.
DÜNYA ORTALAMASINDAN DAHA HIZLI BÜYÜDÜLER
ŞİÖ ülkeleri ekonomik büyümede de küresel ortalamanın üzerinde performans gösterdi. Üye ekonomiler 2025 yılında ortalama yüzde 5 büyürken dünya ekonomisindeki ortalama büyüme yüzde 3,4 seviyesinde kaldı.
Örgütün küresel ekonomideki ağırlığını artıran en önemli faktörlerden biri ise sahip olduğu enerji kaynakları. ŞİÖ üyelerinin dünya kömür üretimindeki toplam payı yaklaşık yüzde 69’a ulaşırken doğal gaz üretimindeki payları yüzde 30 seviyesinde bulunuyor.
Çin’in devasa sanayi ve üretim kapasitesi, Rusya ve Orta Asya ülkelerinin enerji kaynakları ve Hindistan’ın büyüyen ekonomisi birlikte düşünüldüğünde ŞİÖ coğrafyası, dünyanın en büyük üretim ve enerji merkezlerinden birini oluşturuyor.
ÖRGÜT İÇİ TİCARET 10 YILDA 2,5 KATINA ÇIKTI
ŞİÖ’nün ekonomik ağırlığındaki değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri de üyeler arasındaki ticaret hacmi oldu. 2015 yılında yaklaşık 271 milyar dolar olan örgüt içi ihracat, 2024 itibarıyla 674 milyar dolara yükseldi.
Böylece üye ülkeler arasındaki ihracat yaklaşık 10 yılda 2,5 katına çıktı. Örgüt içi ticaretin üyelerin toplam dış ticaretindeki payı da aynı dönemde yüzde 8,9’dan yüzde 14,2’ye yükseldi.
Ancak bu rakamlar ŞİÖ’nün Avrupa Birliği benzeri bütünleşmiş bir ekonomik blok haline geldiği anlamına gelmiyor. Üyeler arasındaki siyasi rekabetler, farklı ekonomik modeller ve özellikle Çin’in diğer ekonomiler karşısındaki devasa ağırlığı örgüt içerisindeki ekonomik entegrasyonun sınırlarını belirliyor.
AYNI MASADALAR AMA ÇIKARLARI AYNI DEĞİL
ŞİÖ’nün devasa büyüklüğüne rağmen örgüt içerisinde oldukça farklı stratejik hedeflere sahip ülkeler bulunuyor. Çin ve Hindistan arasındaki rekabet, Hindistan-Pakistan gerilimi, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile yaşadığı kopuş ve Belarus’un yaptırımlardan kaynaklanan ekonomik arayışları örgütün yekpare bir siyasi blok oluşturmasını zorlaştırıyor.
Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Parlar Dal da ŞİÖ’nün doğrudan ABD ve Batı merkezli uluslararası sisteme alternatif bir güç bloğu şeklinde değerlendirilmesine mesafeli yaklaşıyor.
Dal’a göre örgütün son dönemdeki genişlemesi, tek merkezden hareket eden yeni bir ittifakın ortaya çıkmasından ziyade bölgesel aktörlerin kendi kapasitelerini artırma ve birbirlerini dengeleme arayışlarını yansıtıyor.
Bu yönüyle ŞİÖ, NATO gibi kolektif savunmaya dayalı askeri bir ittifak olmadığı gibi AB benzeri derin ekonomik ve siyasi entegrasyon mekanizmalarına da sahip değil. Örgütün ağırlık merkezi daha çok güvenlik diyaloğu, ekonomik işbirliği ve ülkeler arasındaki kapasitenin geliştirilmesi üzerinde şekilleniyor.
TÜRKİYE 2012’DEN BERİ MASADA
Türkiye, 2012 yılından bu yana ŞİÖ içerisinde “diyalog ortağı” statüsünde bulunuyor. Bu konum Ankara’ya terörizmle mücadeleden sınır aşan suçlara, enerjiden ulaştırma ve bölgesel bağlantısallığa kadar farklı alanlarda örgütle temas kurma imkânı sağlıyor.
Ancak Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkileri AB ile yürüttüğü kurumsal ilişkilerden oldukça farklı bir niteliğe sahip. Ankara’nın örgüt içerisindeki angajmanı daha düşük yoğunluklu mekanizmalar ve çalışma grupları üzerinden ilerliyor.
Dal, Türkiye’nin ŞİÖ ile geliştirdiği ilişkilerin Batı’dan kopuş olarak okunması yerine Ankara’nın Batı ile Avrasya arasında denge oluşturma ve stratejik özerkliğini genişletme arayışının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
TÜRKİYE İÇİN ASIL FIRSAT: ORTA KORİDOR
Türkiye açısından ŞİÖ coğrafyasının en önemli başlıklarından birini ise ulaştırma koridorları oluşturuyor. Çin'den Orta Asya ve Hazar üzerinden Türkiye'ye, buradan da Avrupa'ya uzanan Orta Koridor'un artan önemi Ankara'nın Avrasya denklemindeki konumunu güçlendirebilecek önemli fırsatlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Türkiye bu alandaki ilişkilerini yalnızca ŞİÖ üzerinden yürütmüyor. Türk Devletleri Teşkilatı, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki projeler ve bölge ülkeleriyle geliştirilen ikili ilişkiler Ankara’nın Avrasya bağlantısallık politikasının diğer ayaklarını oluşturuyor.
Enerji kaynaklarının taşınması, yeni demir yolu hatları, lojistik merkezleri ve Asya-Avrupa ticaret güzergâhlarının çeşitlendirilmesi Türkiye’ye ŞİÖ coğrafyasında ekonomik açıdan önemli bir hareket alanı sağlayabilir.
TÜRKİYE İÇİN FIRSAT KADAR RİSK DE VAR
ŞİÖ ile daha derin ilişkiler Ankara açısından bazı siyasi sınırlamaları da beraberinde getiriyor. Türkiye ile Hindistan arasındaki stratejik görüş ayrılıkları, Rusya-Ukrayna savaşında Ankara ile Moskova’nın farklı pozisyonları ve Çin’in örgüt içerisindeki belirleyici ekonomik ağırlığı Türkiye’nin hareket alanını etkileyebilecek faktörler arasında bulunuyor.
Ankara açısından kritik nokta bu nedenle ŞİÖ ile ilişkilerin hangi zeminde geliştirileceği. Türkiye’nin örgütü Batı karşıtı jeopolitik bloklaşmanın parçası olarak değerlendirmesi, NATO üyeliği ve Avrupa ile sahip olduğu kapsamlı ekonomik ilişkiler nedeniyle dış politikadaki manevra kabiliyetini sınırlandırabilir.
Buna karşılık ŞİÖ’nün enerji, ticaret, ulaştırma ve bağlantısallık boyutunun öne çıkarılması Türkiye’ye Batı ile Avrasya arasında daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir.
BATI’NIN ALTERNATİFİ Mİ, YENİ AVRASYA’NIN HABERCİSİ Mİ?
25 yılın ardından ŞİÖ’nün ulaştığı rakamlar artık göz ardı edilemeyecek büyüklükte. Dünya nüfusunun yüzde 42’sinden fazlası, 26 trilyon doları aşan nominal ekonomik büyüklük ve küresel enerji üretimindeki devasa pay, örgütün Avrasya sınırlarını aşan bir ağırlığa ulaştığını gösteriyor.
Ancak rakamların büyüklüğü ŞİÖ’nün tek sesli bir siyasi veya ekonomik blok olduğu anlamına gelmiyor. Çin’den Hindistan’a, Rusya’dan İran’a kadar aynı masa etrafında oturan ülkelerin birbirleriyle rekabet eden çıkarları, örgütün en büyük gücü olduğu kadar en önemli sınırı olarak da öne çıkıyor.
Türkiye açısından ise mesele “Batı mı, ŞİÖ mü?” tercihinden daha karmaşık bir denklem oluşturuyor. Ankara için asıl stratejik kazanç, iki dünyanın arasında seçim yapmak yerine Avrupa ile Avrasya arasındaki coğrafi konumunu enerji, ticaret ve ulaştırma koridorları üzerinden avantaja çevirebilmek olabilir.
ŞİÖ’nün ikinci 25 yılına girerken Türkiye açısından kritik soru da burada ortaya çıkıyor: Ankara 3,4 milyar insanı ve 26 trilyon dolarlık ekonomiyi kapsayan bu dev Avrasya alanının dışında kalmadan, Batı ile sahip olduğu stratejik konumunu da koruyabilecek mi?




