Türkiye’de enflasyon yeniden hız kazanırken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Nisan 2026 verileri ekonomi gündeminin merkezine yerleşti. Açıklanan rakamlar, yalnızca fiyat artışlarının sürdüğünü değil, aynı zamanda yıl sonu hedeflerinden ciddi bir sapma riskini de ortaya koydu. Bu gelişmelerle birlikte tüm dikkatler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 14 Mayıs’ta yayımlayacağı Enflasyon Raporu’na çevrildi.
ENFLASYONDA YÜKSELİŞ SÜRPRİZİ
TÜİK verilerine göre Nisan ayında enflasyon aylık yüzde 4,18, yıllık ise yüzde 32,37 olarak gerçekleşti. Bir önceki ay yüzde 1,94 olan aylık enflasyonun iki katın üzerine çıkması, “düşüş trendi” beklentilerini zayıflattı. Özellikle yılın ilk aylarında cebindeki alım gücü eriyen emekli ve ücretli kesim için tablo daha da ağırlaştı.
Ekonomistler, bu verilerin ardından TCMB’nin 2026 yılı için belirlediği yüzde 16’lık ara hedef ile yüzde 15–21 bandındaki tahmin aralığını yukarı yönlü revize etmek zorunda kalabileceğini değerlendiriyor.
“ENFLASYON DÜŞÜŞ PATİKASI ZATEN YAVAŞLAYACAKTI”
İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Dirican, TÜRKİNFORM’a yaptığı değerlendirmede enflasyondaki mevcut görünümün sürpriz olmadığını vurguladı. Dirican, sürecin öngörülebilir olduğunu şu sözlerle ifade etti:
“Enflasyonda baz etkisi geçince düşüş patikasının yavaşlayacağını görmek zaten bir yıl önceden mümkündü. Dolayısıyla izlenen sıkı ortodoks para politikasının bu anlamda enflasyon üzerinde doğrusal bir etkisi ve katkısı olmadığı zaten heterodoks yaklaşımda çok net bir şekilde görünüyordu.”
“FAİZ–ENFLASYON İLİŞKİSİ DOĞRUSAL DEĞİL”
Dirican, yüksek faiz politikalarının beklenen etkiyi yaratmadığını savunarak, mevcut yaklaşımı eleştirdi. Literatürde de bu ilişkinin tartışmalı olduğunu belirten Dirican, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyon ile faiz arasında herhangi bir doğrusal ilişki olmadığı literatürde yer alır. Keza talep enflasyonu olduğunda da sıkı para politikasının ve reel faizin ya da yüksek faizin 6 ile 12 ayda enflasyon üzerinde etki ve tepki vermesi beklenir.”
“3 YILDA SINIRLI DÜŞÜŞ, YÜKSEK FAİZ MALİYETİ”
Uygulanan politikaların sonuçlarını da değerlendiren Dirican, son üç yıllık tabloya dikkat çekti:
“Geldiğimiz noktada Mayıs 2023'ten bu yana tam 36 ay yani 3 sene geçti. 3 sene evvel %39 olan enflasyon şu anda %33. Yani senede %2 enflasyon düşüşü için maalesef %8,5 olan politika faizimizi uzunca bir süre %50 seviyesinde tuttuk.”
“KUR-FAİZ-ENFLASYON SARMALI RİSKİ GERÇEKLEŞTİ”
Dirican, mevcut durumun daha önce dile getirilen riskleri doğruladığını belirterek sürecin evrimine dikkat çekti:
“28 Haziran 2023'te katıldığım programda yeni para politikasına geçişle birlikte umarım enflasyon kur faiz sarmalına girmeyiz demiştim ancak bugün o noktadayız. Pandemi çıkışında arz ve enerji enflasyonu ile başlayan süreç maliyet enflasyonuna evrilmiş ve sonrasında satıcı enflasyonu ile devam etmişti.”
“TALEP DIŞI NEDENLER GÖZ ARDI EDİLDİ”
Dirican’a göre uygulanan politikalar enflasyonun yapısal nedenlerini göz ardı etti:
“Dolayısıyla ilk 3'te bile yer almayan talebi dikkate alan ortodoks para politikasıyla talebi boğmak adına yüksek faizle müdahale gelince ve ana akımda ısrarla reel faiz şart diye tutturulunca gelinen nokta maalesef istenilenden çok uzak ve alakasız bir yerde oldu.”
“BEKLENENİN TAM TERSİ YAŞANDI”
Ekonomide ortaya çıkan tabloyu “beklentilerin tersine” olarak değerlendiren Dirican, şunları söyledi:
“Talebi boğmak dışında geniş işsizliğin artmaya devam ettiği, dış ticaret açığının artmaya devam ettiği, kurun artmaya devam ettiği; dolayısıyla o dönemde ana akımın iddia ettiği yüksek reel faizle olmasını savundukları her şeyin tam tersinin yaşandığı bir dönemdeyiz.”
GÖZLER MERKEZ BANKASI’NDA
Tüm bu gelişmeler ışığında piyasaların odağında artık TCMB’nin açıklayacağı yeni enflasyon tahmini ve politika mesajları bulunuyor. Mevcut veriler, hedeflerle uyumsuz bir patikaya işaret ederken, Merkez Bankası’nın nasıl bir revizyon yapacağı kritik önem taşıyor.
Dirican, mevcut yaklaşımın değişmesi gerektiğine işaret ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Görünen o ki bu sene öngörülen enflasyon oranının iki katına yakın bir yerde olacağız. Özetle aynı şeyleri ve aynı yolları deneyerek farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyor olmak sadece enerji ve vakit kaybı. Ancak burada esas sorun enflasyonun kendisi değil, ana akımdaki bu 80 model amfi tipi iktisat öğretilerinin hala tek kural, salt doğru şeklinde sunuluyor olması ve manşetlerde kendine hala yer bulabilmesi. ”












