İlk yazıma başlamadan önce Türkinform’un öne çıkan en önemli özelliğinden bahsetmek istiyorum. Son yıllarda medya sektörünün içine sıkıştığı “taraf olma” zorunluluğunu yırtıp atarak, “tarafsız da olunabilir” anlayışıyla yola çıkan Türkinform’un sayfaları, tarafsız habercilik anlayışıyla her kesime açık. Kimsenin “tetikçisi” ya da “şakşakçısı” olmadan doğru, tarafsız haber yapılabileceğinin vücut bulmuş halidir Türkinform. İktidarda hangi parti olduğuna bakmadan yapılan iyi şeyleri de yazmak gibi ay sonunu getiremeyen emekliler, asgari ücretliler, tarlada mahsulü kalan çiftçiler, hayvanını besleyemeyip kesime gönderen üreticiler, vergilerle boğuşan esnafın da sorunlarını ele almak Türkinform’un en önemli görevleri arasında. Özetle tarafsız bir gazetecinin nefes alabileceği yegane bir yer Türkinform. Siz, kıymetli okuyucuların da desteğiyle Türkinform ekibi, özgür habercilik anlayışıyla tarafsızlık çıtasını daha da yükseğe çıkarmak için çalışmaya devam edecek.

Gelelim başlıktaki konumuza. Adalet kavramı, hiç bu kadar konuşulur olmamıştı. Zaman zaman yapılan kamuoyu araştırmalarında ekonomik sıkıntılar öne çıkarken, son dönemde “adalet” kavramının ilk sıraya yerleşmesi, ülkeyi yönetenlere önemli bir mesaj veriyor.

Türkiye’deki mahkemelerde hakimlerin arkasında Hazreti Ömer’in “Adalet mülkün temelidir” sözü yazar. Buradaki mülkün anlamı para, pul değil devlettir. Yani adalet yoksa devletin temeli sağlam değildir anlamında kullanılır.

Ayrıca Şeyh Edebali’nin Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’e “Ey oğul” diye başladığı nasihatleri içindeki, “Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana” sözü tesadüfi seçilmiş değildir.

Peki bir devletin vatandaşlarının adalete olan güveni sarsılırsa ne olur? İşte bu sorunun cevabı, bence hiçbir yöneticinin duymak istemeyeceği gerçekleri barındırıyor.

Eğer vatandaş, hakkını, hukuk yoluyla alamayacağına inanırsa devlete olan güven de azalacaktır. Bu da beraberinde kurumlara güvensizliği getirecektir.

Toplumsal gerilim ve kutuplaşma daha da artarak, adaletin eşit uygulanmadığı algısıyla vatandaşların kimliklerine, gruplarına veya güç merkezlerine yönelmesine neden olacaktır. Kutuplaşmanın artması da “biz ve onlar” şeklinde sosyal çatışma riskinin yükselmesine neden olacaktır.

Eğer vatandaşlar, sorunları hukuk alanında çözemezse hukuk dışı çözüm arayışlarının devreye girmesi kaçınılmaz olacaktır. Adalete güven kalmadığında herkes kendi adaletini kendi sağlamaya çalışacak ve kaos ortamı daha da artacak.

Adaletin olmaması ekonomiyi de doğrudan etkiler. Yerli veya yabancı yatırımcının güveni azalır. Yatırımları için daha güvenli liman arayışına yönelmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü sermaye, öngörülebilirlik ve hukuk güvencesi ister. Bu da “beyin göçü”nün hızlanmasına neden olacaktır.

Adaletin olmaması belki de en önemli sorun olarak ahlaki alanda kendini gösterir. Ahlaki ve psikolojik çözülme hız kazanarak, “Dürüst olmanın anlamı yok” düşüncesi hızla yayılacaktır. Etik standartlarda erozyon ve toplumsal moral çöküşünü beraberinde getirecektir.

Demokrasi ve meşruiyet krizinin baş göstermesi de diğer bir önemli unsur olarak ortaya çıkar. Bu durum, hiçbir devlet yöneticinin istemeyeceği sonuçları doğurabilir. Çünkü adalet duygusu sarsıldığında seçimlere, kurumlara ve karar mekanizmalarına olan inanç da zayıflar ve uzun vadede sistemin meşruiyetini tartışmalı hale getirir.

Özetle “Adalet mülkün temelidir.” Türkiye’nin acilen adalet duygusunu sağlamlaştırması ve vatandaşın adalete güvenini yeniden sağlaması gerekir.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*