Türk basınında son dönemde Japonya’da mültecilere özellikle de PKK'ya sempati besleyen Kürtlere dönük birtakım uygulamaların devreye alındığına dair haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Özellikle de Türkiye’den göç etmiş PKK’ya yakın bir kitlenin varlığından oldukça rahatsız olunduğuna dair de çokça sosyal medya mesajına denk geliyoruz.
Türk basınında çıkan haberlerin birisi; Japonya'nın yeni Başbakanı Sanae Takaiçi’nin, Japonya'nın en büyük kalesi olan Himeji Kalesi önünde toplu dua eden ve Şeriat yasası talep eden İslamcılar gibi kültürel olarak uyumsuz tüm yabancıları Japonya'dan sınır dışı edeceğini söylediğine dair haberdi. Henüz doğrulanmasa da haber Türkiye’de geniş yankı uyandırdı. Her ne kadar Himeji Kalesi önünde toplu namaz kılan bir kitlenin varlığına dair bir video sosyal medyada dolaşımda olsa da Japonya başbakanının bu konudaki herhangi bir açıklamasına rastlayamadım. Gerçi AI teknolojisinin bu kadar ilerlediği bir dönemde neyin gerçek, neyin “üretilmiş video” olduğu konusu da ayrı bir tartışmaya konu olsa gerek.
Himeji Kalesi Önünde Toplu Namaz Meselesi
Himeji Kalesi, Japonya’nın en büyük ve en iyi korunmuş feodal kalelerinden biridir ve UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Böyle sembolik bir mekânda “toplu dua edip şeriat talep eden yabancılar” gibi bir olay eğer gerçekse bu hadisenin Japon toplumunda yankı uyandırması kaçınılmaz bir durum. Yukarıda da ifade ettiğim gibi videosu yayılan bu olayın gerçekliği konusunda henüz resmi bir açıklamaya rastlamış değilim.
Sanae Takaiçi'ye Atfedilen Diğer Açıklama
Türkiye’de sosyal medyada yayılan bir diğer haber “Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi'nin Meclis'e sunduğu kanun teklif kabul edildi” şeklindeydi. Habere göre;
Bundan böyle Japonya'da helal kesim et, hoparlörden ezan, parklarda ve kaldırımda toplu namaz ve büyük cami inşası yasaklandı.
Bu ilginç bir yaklaşım. Eğer doğruysa Tokyo Camii gibi Japonya’daki en büyük camiide bile artık ezan okunamayacak. Ayrıca; Japonya genelinde onlarca cami ve mescit vardır. Bunlarda da ezan yasaklanmış olacak.
Diğer yandan şu gerçeği de unutmayalım. Japonya’da Müslüman nüfus toplam nüfusa oranla oldukça düşüktür. Toplu ezan yayınları ya da kamusal alanlarda büyük dini gösteriler zaten Japonya’da yaygın değildir. Ayrıca Japonya dışişleri bakan yardımcısı bir Uygur Türkü Müslüman, Babası Uygur Türkü, Annesi Özbek Türkü olan Arfiya Eri hem milletvekili seçildi ve hem de Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak yeni kabinede yerini aldı. Dolayısıyla da Japonya’nın Müslüman karşıtı bir politika izlediğini iddia etmek doğru olmaz.
Japonya’da Kürt Göçmen Gerçeği
Japonya’ya göç eden Kürt topluluğu görece küçüktür; tahminen 2.000–3.000 kişilik bir nüfusa sahiptir ve çoğu Saitama Eyaleti’nin Kawaguchi ve Warabi gibi bölgelerinde yaşamaktadır. Bu topluluk çoğunlukla 1990’lardan itibaren Türkiye’den ekonomik ve siyasi nedenlerle gelmiştir. Ancak Japonya’da yabancılarla ilgili çıkan asayiş olaylarının başında PKK’ya sempati duyan Kürtler gelmektedir.
Japonya’da yabancı karşıtlığı genel bir sorun olarak varlığını sürdürüyor ve Kürt topluluğu zaman zaman bu bağlamda öne çıkıyor:
Medyada ve sosyal medyada yayılan bazı içerikler, Kürt göçmenlerin Japon toplumuyla uyum sorunu yaşadığına dair geniş bir algı söz konusu.
Bu durum Japon toplumunun geniş kesiminde yabancı göçmenlere karşı genel bir endişe ve güvenlik refleksi yaratıyor, ama bu tepki doğrudan PKK bağlantısı gibi ciddi güvenlik endişelerinden çok sosyal ayrışma, kimlik ve göçmen politikaları çerçevesinde şekilleniyor.
Bazı sosyal medya içeriklerinde, Kürt göçmenlerin PKK ile bağlantılı olduğu ve Japon toplumunu rahatsız ettiği iddiaları da dolaşımda.
Japonya’nın Göç Politikası
Japonya, tarihsel olarak göçmen kabulünde dünyanın en kapalı ülkelerinden biridir. Ülkedeki mülteci kabul oranı düşük ve iltica talepleri sıkı şekilde incelenir; örneğin 2024’te ülkeye yapılan başvuruların sadece çok küçük bir yüzdesi gerçek mülteci statüsü aldı.
Japonya’nın mülteciler için tanıma oranları oldukça düşüktür. Bu bağlamda, Kürt başvuruları da çoğu zaman uzun yıllar bekleme süreçleriyle sonuçlanmakta, bu da beraberinde toplumsal yabancılaşma sorunlarını getiriyor.
Aynı zamanda Japonya’da yeni ortaya çıkan bazı gruplar, özellikle sağ eğilimli küçük partiler veya internet tabanlı hareketler genel yabancı karşıtlığı söylemleri içinde Kürt nüfusu açık hedef haline getiren söylemler geliştirdi. Bu gruplar sosyal medyada ve yerel protestolarda “göçü durdurma” veya “sınır dışı edilme” taleplerinde bulundular; fakat bu talepler resmî devlet politikası haline gelmiş değildir ve büyük kamuoyu desteği de bulmuş diyemeyiz.
Japonya’da yaşayan Kürt göçmenler ile ilgili ortaya atılan iddialar, özellikle “PKK bağlantısı”, “kültürel uyuşmazlık” veya “toplu sınır dışı etme talepleri” gibi konular henüz resmi anlamda netlik kazanmış değil. Diğer yandan Kürt nüfusu görece küçük ama son yıllarda daha görünür hale geldi; bu, yerel medya ve sosyal tartışmalarda yer almasına yol açtı. Bazı yabancı karşıtı gruplar ise Kürtleri hedef alan söylemler ürettiler ve bu durum toplumda gerilim yarattı.
Çoğu Kürt göçmen, yasal statü belirsizliğiyle yüzleşmektedir, yani Japon devleti tarafından resmî mülteci statüsü nadiren tanınmakta ve birçok kişi geçici ya da belirsiz statüyle yaşamakta veya çalışmaktadır.
Son birkaç yılda, Kawaguchi ve çevresinde bazı olaylar yerel medyada geniş şekilde ele alındı:
2023’te Kürt topluluğu üyeleri arasında bazı şiddet içeren olaylar yaşandı ve bu olayların haberi, Japon toplumunun dikkatini çekti.
Ardından, sağ eğilimli gruplar ve bazı yerel politikacılar konuya milliyetçi bir perspektiften yaklaşmaya başladılar, göçmenlerin “yasaları kötüye kullandığı” veya “uyum konusunda sorun yaşadığı” iddialarını gündeme taşıdılar.
Bu durum, bazı medya kuruluşlarında ve sosyal medyada Kürt topluluğunun göç tartışmalarının odağı haline gelmesine yol açtı.
Kayda değer bir gerçek var: Son yıllarda Japonya’da Kürt topluluğuna yönelik sertlik söylemi ve düşmanlık içeren mesajlar hızla yükseldi. Bu çoğunlukla sosyal medyada ortaya çıktı ve bazı kullanıcılar tarafından ölüm tehditleri, “ülkedeki Kürtlerin sınır dışı edilmesi” gibi çağrılarla ifade edildi.
Asahi Shimbun gibi Japon gazeteleri, sosyal medyada Kürtler hakkında pek çok olumsuz ve aşırı ifadeye rastlandığını bildirmiştir; bazı mesajlar, hakaret, nefret ve hatta aşırı şiddet çağrılarını içeriyordu.
Gerçekten de bazı yerel çatışmalar (gürültü, çöpler, yanlış anlaşılmış davranışlar) zaman zaman yabancı topluluklar ve Japon komşular arasında gerginliklere yol açabiliyor. Bu tür olayların medya ve sosyal medya tarafından genelleştirilerek daha büyük sorunlar haline getirilmesi, Japon toplumunda yabancı karşıtlığı duygularını besliyor.
Bazı Japon vatandaşları, kendi toplumlarının yasaların iyi uygulanmasını ve kamu düzeninin korunmasını istiyor; bu da göçmenlik sistemine yönelik daha katı bakışlarla ifade edilebiliyor. Ancak bu görüşler bile genellikle resmî devlet politikasına dönüşmemiştir ve ciddi toplumsal tartışma alanlarıdır.
Japon gazeteci İshii Takaaki'nin Söylemleri
Türkiye’de de yakından takip edilen, PKK ve Japonya’daki PKK sempatizanlarıyla ilgili attığı Türkçe twitlerle bilinen Japon gazeteci İshii Takaaki'nin birçok iddiası var.
Japonya’nın göç, mülteci ve kamu düzeni politikaları son yıllarda daha fazla uluslararası dikkat çekmektedir. Sosyal medyada dolaşan iddialar Özellikle “Ishii Takaaki” adıyla ilişkilendirilen paylaşımlar, Japon kamuoyunda Kürt topluluğu ve PKK ile ilgili geniş ve karmaşık bir tartışmayı tetiklemiş durumda.
Bazı kaynaklar, sosyal medyada Ishii Takaaki’nin Japonya’daki Kürt kültürel etkinliklerin PKK bayrakları ve sembolleri ile ilişkilendirildiğini ifade ettiğini aktardı. Bu tarz iddialar, yerel halk ve göçmenler arasında tartışma yarattı.
Japon gazeteci İshii Takaaki bir paylaşımında şunları yazdı:
“Japonya’da Kürtler kötü bir şey yaptığında ‘Biz Türküz’ diyorlar. Medya sempatik bir haber yaptığında ise ‘Biz Kürdüz’ diyorlar. Japonya’da yaşayan hem Japonlar hem de Türkler Kürtlere kızgın.
Genel itibarıyla Japonya’da yaşayan çoğu PKK’ya sempati besleyen Kürt topluluklarının Japon kültürüne uyum sağlamayan aşırı rahat tavırları, yüksek sele konuşmadan tutunuz da hırsızlık ve tecavüz olaylarına varan davranışlarının Japonya’da bir rahatsızlık doğurduğu gerçektir. Söz konusu gerçeğin Japon toplumu nezdinde ortaya çıkardığı rahatsızlık eninde sonunda Japon hükumetini harekete geçireceği muhakkaktır.