Bu hayat hikayesini gözyaşlarınıza boğularak okuyacaksınız. Son nefesinde bile Azerbaycan diyen Feridun İbrahimi’nin idam sehpasında söylediği mısraları bugün milyonlarca Azerbaycan Türkü’nün ağzında adeta milli marşa dönüşmüştür.

Feridun İbrahimi, 21 Kasım 1918 tarihinde Güney Azerbaycan’ın Astara şehrinde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Astara’da sürdürdü ve dokuzuncu sınıfa kadar eğitimine burada devam etti. Daha sonra ailesiyle birlikte Enzeli’ye göç etti. Eğitimini burada sürdüren İbrahimi, lise öğreniminin son yıllarını Enzeli’de tamamladıktan sonra Tebriz’e taşındı ve Firdevsi Lisesi’nden mezun oldu.

1941 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Üniversite yıllarında yalnızca hukuk alanında değil, dil ve siyaset alanında da kendisini geliştirdi. Bu dönemde Farsça’nın yanı sıra Fransızca ve Arapça öğrendi. 1945 yılında Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Üniversitede bulunduğu yıllarda siyasi hayatla yakından ilgilenmeye başladı ve dönemin etkili siyasi hareketlerinden biri olan Tudeh Partisi’ne katıldı. Bu süreçte İran’ın sosyal, siyasi ve toplumsal meseleleri üzerine yoğun şekilde düşünmeye ve yazılar kaleme almaya başladı.

1943 yılının 23 Mayıs tarihinde Seyyid Cafer Pişeveri tarafından Tahran’da yayımlanmaya başlanan Ajir gazetesinin yayın kuruluna seçildi. Henüz üniversite öğrencisiyken gazetenin en genç yazarlarından biri olarak dikkat çekti. Aynı dönemde Tudeh Partisi’nin yayın organı olan Rehber ile işçi sendikalarının yayın organları arasında bulunan Zafer, Merdom ve benzeri gazetelerde de makaleler yayımladı.

Hukuk eğitimini tamamladıktan sonra başta İran Dışişleri Bakanlığı olmak üzere çeşitli devlet kurumlarından çalışma teklifleri aldı. Ancak Feridun İbrahimi bu teklifleri kabul etmedi. Devlet kariyerini reddederek Tebriz’e dönmeyi tercih etti. Tebriz’e yerleştikten sonra Tudeh Partisi’nin gözetiminde yayımlanan Haverno gazetesinde çalışmaya başladı.

AZERBAYCAN MİLLİ HÜKÜMETİ VE BAŞSAVCILIK GÖREVİ

II. Dünya Savaşı yıllarında İran’ın kuzeyinde oluşan siyasi ortam, Güney Azerbaycan’da güçlü bir siyasi hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 1945 yılında Tebriz merkezli olarak Azerbaycan Milli Hükümeti kuruldu. Hareketin liderliğini Seyyid Cafer Pişeveri üstlenmişti.

Bu hükümetin temel hedefleri Güney Azerbaycan’da Şah rejiminin baskıcı yönetimini sona erdirmek, adil bir toplumsal düzen kurmak ve Azerbaycan Türkçesini devlet dili haline getirmekti. Aynı zamanda bölge halkına daha geniş siyasi haklar ve özgürlükler sağlanması amaçlanıyordu.

Genç bir hukukçu olan Feridun İbrahimi, bu hükümette başsavcı olarak görev aldı. Hem yazıları hem de siyasi faaliyetleriyle hareketin önde gelen isimlerinden biri haline geldi. Ancak bu mücadele ağır baskılar altında yürütülüyordu. İbrahimi’nin birçok arkadaşı Şah rejimi tarafından sürgün edildi, tutuklandı veya idam edildi.

1946 yılında İran merkezi yönetimi bölgeye askeri harekât düzenleyerek Tebriz’i yeniden kontrol altına aldı. Azerbaycan Milli Hükümeti dağıtıldı ve geniş çaplı tutuklamalar başladı.

TUTUKLANMASI VE İDAMI

Şah rejiminin bölgeyi yeniden ele geçirmesinin ardından Feridun İbrahimi de tutuklanan isimler arasında yer aldı. Silah ve askeri güç bakımından büyük üstünlüğe sahip olan Şah yönetimi, Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kadrolarını kısa sürede etkisiz hale getirdi.

İbrahimi adil olmayan bir yargılama sürecinden sonra idama mahkûm edildi. Savunma hakkının neredeyse hiç tanınmadığı bu mahkeme sürecinin ardından idam kararı verildi.

23 Mayıs 1947 tarihinde Tebriz’deki Gülistan Bağı’nda kurulan idam sehpasına götürüldü. Rivayetlere göre idam günü, daha önce katıldığı Paris Barış Konferansı sırasında giydiği elbiselerini giymişti. Kalabalığın önünde idam sehpasına doğru son derece sakin ve başı dik bir şekilde yürüdü.

Boynuna geçirilen idam ipini öptüğü ve halkın önünde son sözlerini söylediği aktarılır. Onun bu son sözleri yıllar içinde Güney Azerbaycan’da bir direniş sembolüne dönüşmüştür.

İDAM ÖNCESİ SON KONUŞMASI

Feridun İbrahimi’nin idamı sırasında meydanda toplanan halkın büyük bir öfke içinde olduğu ve Şah rejiminin askerlerine karşı saldırıya geçmek istediği anlatılır. Olayın tanıkları arasında yer alan Ferhat Azeri ve Alaaddin Elekberi’nin hatıralarına göre İbrahimi, halkın zarar görmesinden endişe ederek onları sakinleştirmeye çalışmıştır.

İdam edilmeden hemen önce yaptığı konuşmada şu sözleri söylediği aktarılır:

“Benim azizlerim, vatandaşlarım, sabırlı olun. Burada kan dökülmesin. Çok yakında Azerbaycan halkı galip gelecek ve yeniden Azerbaycan’da milli hükümet kurulacak. Yaşasın Azerbaycan halkı, yaşasın doğma ana vatanımız Azerbaycan.”

“Sen yaşa Azerbaycan”

Feridun İbrahimi’nin idam sehpasında söylediği ve zamanla Azerbaycan Türkleri arasında adeta bir marşa dönüşen sözleri şöyledir:

Sen çağırsan gelirim ben,

Eybi yoktur (önemli değil) ölürüm ben,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan…

Bu sözler özellikle Güney Azerbaycan’da ve bugün başta Traktör Futbol Kulübü taraftarları olmak üzere Azerbaycan Türkleri arasında güçlü bir sembol haline gelmiştir.

FERİDUN İBRAHİMİ’NİN MİRASI

Feridun İbrahimi yalnızca bir siyasetçi değil aynı zamanda bir hukukçu, gazeteci ve düşünce adamıydı. Kısa hayatına rağmen Güney Azerbaycan’daki siyasi hareketin en etkili isimlerinden biri oldu.

Onun hayatı ve mücadelesi birçok esere konu oldu. Azerbaycanlı yazar Mirza İbrahimov tarafından kaleme alınan “Gelecek Gün” adlı eser de bu dönemi ve mücadeleyi anlatan önemli çalışmalardan biridir.

Başsavcılık görevinden idam sehpasına uzanan kısa ömründe Feridun İbrahimi, halkı ve inandığı değerler uğruna mücadele eden bir figür olarak Güney Azerbaycan tarihinde unutulmayan isimlerden biri haline gelmiştir. Son nefesinde bile Azerbaycan diyerek tarihe geçen genç hukukçu, bugün hâlâ birçok kişi için direnişin ve fedakârlığın sembolü olarak anılmaktadır.

“SEN YAŞA AZERBAYCAN” ŞİİRİ

Feridun İbrahimi’ye atfedilen ve Güney Azerbaycan milli mücadelesinin sembol dizelerinden biri olarak bilinen şiirin yaygın bilinen hali şöyledir:

Sen çağırsan gelirim ben,

Eybi yokdur ölürüm ben,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan.

Senden ayrı günüm olmaz,

Sensiz geçen ömrüm olmaz,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan.

Dağların var, taşın var,

Dertli gönlüm yoldaşın var,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan.

Can vererem yolunda ben,

Ölsem de bu uğrunda ben,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan.

Toprağın var, yurdun var,

Sende benim umudum var,

Yeter ki sen yaşa Azerbaycan.

Bugünlerde İran & İsrail - ABD savaşı sebebiyle İsrail'in İran'da yeniden Şahlığı getirmeye çalıştığı bir dönemde Pehlevi hanedanlığının İran'daki Azerbaycan Türklerine karşı işlediği cinayetleri yeniden hatırlamak gerekir...