Geçmiş siyasi gelişmeleri hatırladığımızda, Türkiye, bazen ciddi krizler yaşar, bazen de her şey sakin görünür ama yaşananlar, zor bir dönemin geleceğini işaret edebilir. Bugün de benzer bir durumun içinden geçiyoruz.

Sokakta hayat normal akıyor, siyasette günlük polemikler sürüyor, ekonomi kendi ritmi içinde ilerliyor. Ancak hem içeride hem de dışarıda yaşanan gelişmelere bakarsak, Türkiye’nin önünde oldukça zor bir dönemin kapıda olduğunu görebiliriz.

PANSUMAN TEDAVİSİ NEREYE KADAR?

Türkiye ekonomisi, uzun süredir yüksek enflasyon, artan yaşam maliyetleri ve borç yükü altında eziliyor. Vergilerin artırılması gibi günlük pansuman tedavileriyle resmi göstergeler zaman zaman toparlanma işaretleri verse de vatandaşın gündelik hayatındaki ekonomik baskı henüz tam anlamıyla hafiflemiş değil.

Kredi kartı borçlarının artması, icra dosyalarının yükselmesi ve alım gücündeki erime toplumun geniş kesimlerinde ciddi kaygılara yol açıyor.

Ülke ekonomilerinin zaman zaman zorlanması normaldir. Asıl sorulması gereken Türkiye, bu baskıyı ne kadar daha taşıyabilir?

Öte yandan ekonomik baskı, gelecek kaygısı ve belirsizlik bir araya geldiğinde gençler üzerindeki olumsuz etkiyi de artırıyor. Özellikle gençler arasında ciddi bir gelecek kaygısı görülüyor. Eğitim, iş, yaşam standardı ve özgürlük beklentilerini yurt dışında arayanların sayısı hızla artıyor.

COĞRAFYA KADER Mİ?

Bu arada Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki gelişmeler de yakından takip ediliyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, İran’dan ateşlenen üçüncü füzenin Türkiye hava sahasında imha edilmesi son dönemdeki sıcak gelişmeler.

Orta Doğu’da var olan kırılgan dengeler, her an yeni bir krize dönüşebilecek potansiyeli taşıyor. Enerji hatları, göç hareketleri ve güvenlik riskleri Türkiye’nin sınırlarını doğrudan etkileyebilecek gelişmeler arasında sıralanabilir.

Küresel güç rekabetinin sertleştiği bir dönemde Türkiye’nin aynı anda hem Batı ile hem de Doğu ile denge kurmaya çalışması ise Ankara’nın işini daha da zorlaştırıyor.

ANKARA NE YAPIYOR?

Ankara’daki karar vericiler elbette bu tabloyu yakından izliyor. Ekonomide yeni politikalar, güvenlik alanında hazırlıklar ve dış politikada denge arayışları bu nedenle yoğun şekilde devam ediyor.

Devletler, krizleri tamamen engelleyemeyebilir, fakat doğru yönetildiklerinde büyük fırtınalar ciddi hasarlar bırakmadan atlatılabilir.

Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunuyor. Gelecek yıllar daha büyük bir istikrar dönemine mi açılacak, yoksa biriken sorunlar daha sert bir kırılmaya mı yol açacak?

Tarihte birçok ülke benzer eşiklerden geçti. Bazıları bu kriz dönemlerini güçlenerek atlattı, bazıları ise ağır bedeller ödedi. Türkiye’nin hangi yolu seçeceğini, sadece ekonomik veriler ya da siyasi kararlar değil, aynı zamanda toplumun dayanıklılığı ve devlet aklının alacağı stratejik kararlar belirleyecek.

Ufukta fırtınanın yaklaştığını görenlerin sayısı giderek artıyor. Ancak şimdilik gökyüzü tamamen kararmış değil.