Ekonomik göstergeler her geçen gün iyiye gidiyor. Enflasyon düşüyor, işsizlik azalıyor, emekliler ve asgari ücretliler yılbaşı zammını aldı. Sıkı para politikası sayesinde ev fiyatları artmıyor, marketlerde fiyatlar eskisi gibi yüzde beş yüz zamlanmıyor. Bunun yanında IMF’den tutun Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch her ay kredi notumuzu artırıyor; pozisyonumuzu eksiden artıya, negatiften pozitife, B iken B+’ya yükseltiyor da yükseltiyor. Her şey sütliman anlayacağınız… Bunlar hayaller. Bir de gerçeklere bakalım, ne dersiniz?
Sıkı para politikası artık fakirin yok oluşunun, zenginin ise bir miktar daha az zenginleşmesinin sahadaki yansımasıdır. “Enflasyon düşüyor” dedik; oysa enflasyon düşmüyor, alım gücü yok oluyor. Konut fiyatları artmıyor dedik; çünkü konut kredileri kapalı. Kiracılar ev sahibinin elinde esir durumda. Kimse ev alamıyor, ev satamıyor; herkes günü kurtarma derdinde. Asgari ücrete yapılan zam, henüz bakanlık temsilcileri ve işçi sendikası temsilcileri ilk toplantılarını yaparken raflarda eridi ve bitti. Emekli zaten eş dost aile yardımı olmasa, kira geliri olmasa, çocuğu veya aile efradı destek olmazsa kuru ekmeği alacak durumda değil.
Peki esnafımız ne yapıyor? Fırsat bu fırsat; daha ücretler artmadan üretici ürettiği ürüne, nakliyeci nakliyeye, satıcı raftaki ürüne her gün biraz daha artış yaparak bu yarışta ben de varım diyor! Peki bu süreçte ne ucuzluyor biliyor musunuz? Merhametimiz, ticari ahlakımız, vicdanımız ucuzluyor maalesef. “Komşum siftah yapmadı, kalan alışverişi de ondan yap” diyen esnaftan bugün geriye, “Komşum batarsa ben daha çok müşteri çekerim” diyen anlayış kaldı. Bu anlayış, bu ahlaki erozyon sürdükçe de ne ekonominin ne de fiyatların bir yerde duracağı yok. Denetim mi diyorsunuz? Denetim, serbest piyasa koşullarında olabildiği kadarıyla var ne yazık ki.
Gelelim ekonominin durumuna; oradan da birkaç örnek verelim isterseniz. Aşağıda vereceğim birkaç analiz durumu özetleyecektir diye düşünüyorum. Şöyle ki:
Bir araç aldığımızı varsayalım. Bu aracın ÖTV’si ve KDV’si, aracın ham fiyatından çok daha yüksek. Vergileri ekleyince devlet, araç üreticisinden dört kat fazla para kazanıyor her bir araç başına. Sonra bu aracı alıyorsunuz ve benzin alırken de ÖTV ile KDV ödüyorsunuz. Bitti mi? Hayır. Aracı yaptırırken de aynı vergileri ödüyorsunuz; yine bitmedi. Yola çıkıyorsunuz, yol için yine aynı vergileri ödüyorsunuz. Yani bir araç alırken neredeyse onlarca kez aynı vergileri ödeyip duruyorsunuz.
Şu anda yedi otoyol ve köprüden yıllık 600 milyon dolar gelirimiz var. Ne güzel, kulağa ne kadar umut verici geliyor. Peki ya vergi gelirlerimiz ne durumda? O da şöyle:
• Saniyede 441.016 TL
• Dakikada 26 milyon 460 bin TL
• Saatte 1 milyar 587 milyon TL
• Günde 38 milyar 103 milyon TL
• Yılın ilk ayında ise 1 trilyon 181 milyar TL vergi verdik.
Buna rağmen yılın ilk ayında bütçe 214 milyar lira açık verdi ve ödediğimiz faiz 450 milyar Türk lirası oldu! Toplamda ise 2 trilyon 700 milyar lira daha faiz ödeyeceğiz!
Verginin vergisi, verginin vergisinin vergisi alınarak ekonomi düzelmez. Üretim ve istihdam olmadan, çarşı pazar gerçek anlamda denetlenmeden, fahiş fiyatla henüz maaşına zam almadan çalışanın, emeklinin kursağından geçecek lokmayı çalanlar gereken cezayı almadan bu ekonomi düzelmez!
Ramazan ayı yarın başlıyor; bu akşam ilk teravih kılınıp ilk sahurumuzu yapacağız. Piyasalar hemen pozisyon alarak dünden itibaren reyonlardaki ürün fiyatlarını artırdı. Sahurda ve iftarda en çok ne satılıyorsa onlar tespit edilip gerekli fiyat güncellemeleri vakit kaybedilmeden işleme konuldu. Ağzına gem vurulmuş gibi orucu sadece aç kalmaktan ibaret saymanın, Ramazan’ın ilk beş günü teravih kılınca tüm ay kılınmış kabul edildiğine inanmanın doğal sonucunu raflarda görmekteyiz. ÖTV’den KDV, KDV’den de ÖTV almaktan başka çare kalmadı gibime geliyor!
*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*