Havalimanlarının dış hatlar gidiş terminallerine hiç yolunuz düştü mü son günlerde? Eskiden turistleri uğurladığımız o kapılarda, şimdilerde ellerinde tek yön bilet olan pırıl pırıl gençlerimiz bekliyor.

Yıllarca dirsek çürütmüş, en iyi okullardan dereceyle mezun olmuş mühendisler, doktorlar, iletişimciler, yazılımcılar... Ailelerinin dişinden tırnağından artırarak okuttuğu o gençler, doğup büyüdükleri topraklara kırgın ve umutsuz bir şekilde veda ediyorlar.

Sebebi sadece ekonomik mi dersiniz? Keşke sadece öyle olsaydı. Mesele sadece cüzdanların boş kalması değil; liyakatsizliğin ve adam kayırmacılığın adeta bir kural haline gelmesi. Torpili veya dayısı olmayanın kapıdan bile bakamadığı, mülakatlarda hakkın alenen gasp edildiği bir düzende, gençlerimiz kendi ülkelerinde parya hissediyorlar.

Ekranlara çıkıp üst perdeden "Giderlerse gitsinler" diyenler, aslında gidenin sadece birkaç yüz profesyonel olmadığını çok iyi biliyorlar. Giden, bu ülkenin inovasyon kapasitesidir. Giden, bilimin, sanatın, teknolojinin ve aydınlık geleceğin ta kendisidir.

Avrupa'nın yaşlanan nüfusuna taze kan olan bizim beyinlerimiz, oralardaki laboratuvarlarda, teknoloji merkezlerinde harikalar yaratırken... Biz burada, asgari ücrete mahkum edilmiş üniversite mezunu kuryelerin dramını izliyoruz.

Bir ülkenin en büyük zenginliği ne yeraltı kaynaklarıdır ne de göğe yükselen beton binaları. En büyük zenginliği, umutla yarına bakan gençleridir. Biz o umudu, kendi ellerimizle sınır dışı ediyoruz. Sonra da kürsülere çıkıp, "Beka sorunumuz var" diye hamaset yapıyoruz.

Asıl beka sorunu sınırların ötesinde değil; bu ülkenin evlatlarının, memleketten tamamen umudunu kesmiş olmasındadır.