Tunceli’de 5 Ocak 2020’de kaybolan ve o tarihten bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturma sürüyor.

Son günlerde dosyada önemli gelişmeler yaşandı. 7 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 13 şüpheli gözaltına alındı, bunlardan 11’i tutuklandı.

Soruşturma kapsamında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınırken, 17 Nisan 2026’da Elazığ’da gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Dosyada adı geçen isimler arasında valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel de tutuklandı.

Gülistan Doku’nun cansız bedeni halen bulunmuş değil. Türkiye’nin en çok konuştuğu kayıp vakalardan birisi hali gelen olayda, cezaların ne olacağı merak ediliyor.

"Ağır Ceza Mahkemesinin cinayetin karşılığı olan ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet cezası verebilmesi için illaki cesedin bulunması mı gerekiyor?" sorusu gündeme geliyor. Konuya ilişkin Avukat Arzu Gül’den Türkinform'a açıklama geldi.

“'CESET YOKSA CİNAYET YOKTUR' ŞEKLİNDE BİR KURAL SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

Hukuk sisteminde "ceset yoksa cinayet yoktur " şeklinde bir kuralın söz konusu olmadığını kaydeden Gül, Türk Ceza Hukuku'nda kasten öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için mağdurun cesedinin bulunmasının şart olmadığını, bunun uydurulmuş kural faillerin teselli amaçlı kullandıkları bir jargondan ibaret olduğunu aktardı.

“VARLIĞI YARGILAMAYA ÇOK ŞEY KATAR FAKAT YOKLUĞU MUTLAK CEZASIZLIK SONUCUNU DOĞURMAZ”

Türk Ceza yargılamasında delil serbestisi ilkesinin benimsendiğini söyleyen Avukat Arzu Gül, “Yani maddi gerçek hukuka uygun elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Adam öldürme suçuna ilişkin davalarda, genel olarak iddia makamının dayandığı delillerden bir tanesi elbette ki maktulün cesedidir. Ancak bu delil olmazsa olmaz denilebilecek mutlak bir delil niteliği taşımaz. Varlığı yargılamaya çok şey katar fakat yokluğu mutlak cezasızlık sonucunu doğurmaz” dedi.

“CANİLERİN CESARETLENMESİNE VE KAMU DÜZENİNİN BOZULMASINA SEBEP OLUR”

Anayasa’nın 17. maddesi ve AİHS’in 2. maddesi kapsamında devletin "etkili soruşturma yürütme" yükümlülüğünün bulunduğunu kaydeden Gül, "ceset yoksa cinayet yoktur" şeklindeki bir anlayışın benimsenmesinin, cesedin olmadığı yerde Devletin soruşturmayı bırakması, sırf ceset yok diye öldürülen vatandaşının haklarını korumaması anlamına geleceğini, bunun da toplumdaki cezasızlık fikrinin yayılmasına, nasılsa ceset yoksa ceza da olmayacak mantığıyla hareket eden canilerin cesaretlenmesine ve kamu düzeninin bozulmasına sebep olacağı uyarısında bulundu.

CESET BULUNMAZSA NE YAPILACAK?

Gül, şöyle devam etti:

“Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması koşuluyla, ceset olmasa da diğer delillerle cinayet suçunun ispatlanabileceği vurgulanmaktadır. Ancak cesedin yokluğu, mahkemenin vicdani kanaatini oluştururken daha fazla özen göstermesini ve deliller arasındaki bağlantıyı şüpheye yer bırakmayacak şekilde kurmasını gerektirir. Cesedin bulunamaması durumunda, maddi gerçek tanık beyanları, HTS kayıtları, kamera görüntüleri, sanık ikrarları, olay yeri inceleme raporları ve diğer teknik delillerle ortaya çıkarılmalıdır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 05.11.2024 tarihli kararıyla, sanıkların maktullerle en son sanıkların ikamet adresinde iletişim kurdukları, olay gecesi sanıklar arasında yoğun telefon görüşmeleri olduğu, maktullerin telefonlarının farklı yerlerde çöpe atılmış halde bulunduğu, sanıkların telefonlarında olay tarihine ait mesaj geçmişlerinin silindiği gibi delillerin bir bütün halinde değerlendirerek töre saikiyle kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı bozmuştur. Bu içtihat, HTS kayıtları ve sanıkların davranışlarındaki (mesaj silme, çelişkili beyanlar, kaçma) tutarsızlıkların, güçlü bir saikle (töre) birleştiğinde, ceset olmasa bile mahkumiyet için yeterli delil zinciri oluşturabileceğini ortaya koymaktadır.”

DAHA ÖNCEKİ KARARLAR

Bunun yanında Yargıtay’ın cesedin bulunamadığı durumlarda delillerin yetersiz veya çelişkili olması halinde "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince ilk derece mahkemelerinin verdiği mahkumiyet kararlarını bozduğunu hatırlatan Gül, örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.05.2025 tarihli kararında maktulün cesedine ulaşılamaması ve ölüm anının kesin olarak tespit edilememesi nedeniyle sanık hakkında kasten öldürme suçundan verilen mahkumiyet hükmünü "eksik araştırma" gerekçesiyle bozduğunu kaydetti.

Arzu Gül, kurulun maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması için ceset arama faaliyetlerinin genişletilmesi, detaylı baz istasyonu kayıt analizleri, teknik bilirkişi incelemesi ve tanık beyanlarının netleştirilmesi gibi kapsamlı ek soruşturma işlemlerinin yapılmasını zorunlu gördüğünü aktararak, bu kararın aynı zamanda cesedin yokluğunda dahi, mahkemelerin maddi gerçeğe ulaşmak için delilleri toplama ve değerlendirme yükümlülüğünün devam ettiğine dikkat çektiğini söyledi.

“BİYOLOJİK VEYA FİZİKSEL BULGULAR GİBİ UNSURLAR ÖNEMLİ DELİLLERDİR”

Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonuç olarak HTS kayıtları (telefon sinyal bilgileri), kamera görüntüleri, tanık beyanları, şüphelinin çelişkili veya kısmi ikrarları, olay yerinde veya şüphelinin kullanımındaki araçlarda bulunan biyolojik veya fiziksel bulgular gibi unsurlar önemli delillerdir. Gülistan Doku davasında eğer mevcut deliller (HTS kayıtları, kamera görüntüleri, tanık beyanları, sanığın ifadeleri vb.) birbirini destekliyor, çelişki barındırmıyorsa ve sanığın bu ölüme neden olduğu konusunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir kanaat oluşturuyorsa, cesedin bulunamaması mahkumiyet sonucunu getirir. Ancak, deliller arasında çelişkiler varsa, ölüm olayının kesinliği veya sanık ile olay arasındaki illiyet bağı net olarak kurulamıyorsa, ya da Yargıtay'ın 21.05.2025 tarihli kararında vurguladığı gibi maddi gerçeğe ulaşmak için yapılması gereken kapsamlı ek araştırma ve soruşturma eksiklikleri bulunuyorsa, Yargıtay şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği bildirerek yada eksik araştırma yapıldığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını bozabilir. Yargıtay içtihatlarından anlaşıldığı üzere cesedin yokluğunda mahkumiyet kararı verilebilir fakat bu durumda delillerin niteliği ve ispat değeri konusunda çok yüksek bir standart aranmaktadır.”

“TAM VEYA GERÇEĞE EN YAKIN ŞEKİLDE TESPİT”

Avukat Arzu Gül, Gülistan Doku davasında, Mustafa Türkay Sonel hakkındaki HTS kayıtları, kamera görüntüleri ve tanık beyanları gibi delillerin mahkumiyet için yeterli olup olmayacağının bu delillerin bir bütün olarak ne kadar güçlü, tutarlı ve çelişkisiz bir "delil zinciri" oluşturduğuna bağlı olduğuna işaret etti. Gül, şu değerlendirmelerde bulundu:

86 milletvekiliyle transfer iddiasına Özgür Özel'den açıklama
86 milletvekiliyle transfer iddiasına Özgür Özel'den açıklama
İçeriği Görüntüle

"Gülistan Doku davasında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2025 tarihli kararında belirtilen ve Yargıtay standartlarını karşılaması açısından kritik öneme sahip ek soruşturma işlemleri neler olabilir diye baktığımızda, ceset arama faaliyetlerinin genişletilmeli, sanık, maktul ve ilgili tanıkların telefonlarının olay tarihinde sinyal aldığı baz istasyonu kodlarının ilgili operatörlerden istenip bu baz istasyonlarının olay tarihinde fiilen bulundukları koordinatların, kapsama alanının, sinyal vermesi mümkün olmayan yerlerin ve ilgili cep telefonlarının hangi sektörden kapsama alanına girdiğinin, mümkünse ölçekli bir harita üzerinden gönderilmesi talep edilmeli, aralarında haritacı ve bilgi teknolojileri-bilişim uzmanından oluşan teknik bilirkişiler marifetiyle, sanık ve maktulün cep telefonlarının gün boyunca sinyal aldıkları ve bulundukları yerlerle, sinyal alma ihtimali olmayan bölgelerin tespit edilip taranması suretiyle sınırlandırılarak; sanığın olay günü belirli zaman dilimlerinde dakika dakika bulunduğu konum ve geçtiği güzergâhın; dosyadaki kırsal alanlardan elde edilen kamera görüntülerindeki araç geçiş hareketlerinin gerçek saatle tespit edilerek tam veya gerçeğe en yakın şekilde tespit edilmesinin olayın aydınlatılmasına etkili olacağını düşünüyorum ki, zaten anladığım kadarıyla adli merciler bu söylediklerimden daha kapsamlı delil toplamışlar ve şuan sadece cesede ulaşmak kalmış.”

Muhabir: ECEM ÇETİN