Üst düzey askeri yetkililer tarafından dile getirilen "başarısızlık" itirafı, Tel Aviv yönetiminde ve ordu kademelerinde büyük bir bölünmenin yaşandığını ortaya koydu. Operasyonların ekonomik boyutu ile nükleer tehdit arasındaki uçurum, savaşın gidişatına dair karamsar senaryoları tetikliyor.
NÜKLEER KAPASİTE İMHA EDİLMEDEN ZAFER MÜMKÜN DEĞİL
İsrail ordusunun üst kademelerinde görev yapan stratejistler, mevcut askeri hamlelerin hedefine ulaşmadığını savunuyor. Yapılan açıklamalarda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve yer altı nükleer tesisleri tamamen devre dışı bırakılmadığı sürece, sahada kazanılan mevzilerin stratejik bir anlam taşımadığı vurgulanıyor. Yetkililere göre, nükleer kapasitenin korunuyor olması, İsrail'in varoluşsal tehdidinin hala masada kalması anlamına geliyor.
EKONOMİK DARBE NÜKLEER PROGRAMI DURDURMAYA YETMEDİ
Operasyonun mali ve ekonomik sonuçları verilerle analiz edildiğinde, İran’ın petrol gelirlerinde 4.8 milyar dolarlık devasa bir kayıp yaşandığı görülüyor. Ancak İsrail medyasında ve askeri çevrelerde bu rakam bir "teselli ikramiyesi" olarak görülüyor. Uzmanlar, milyarlarca dolarlık ekonomik zararın Tahran’ın nükleer kararlılığını kırmadığını, aksine nükleer programın hala operasyonel olmasının süreci "yarım kalmış bir iş" kategorisine soktuğunu belirtiyor.
IDF İÇERİSİNDE DERİN BÖLÜNME: "YARIM KALAN İŞ" KRİZİ
Ordu içerisinde bir grup, caydırıcılığın sağlandığını iddia ederken, aralarında saha komutanlarının da bulunduğu diğer grup ise "kesin sonuç alınamadığını" yüksek sesle dile getiriyor. Bu görüş ayrılığı, İsrail ordusunun savaş stratejisinin sorgulanmasına yol açarken, "stratejik başarısızlık" itirafının ordu hiyerarşisinde ciddi bir güven bunalımı yarattığı ifade ediliyor.
KRİTİK EŞİK: ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM TEHDİDİ
İsrail istihbarat raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesinin kritik eşikte olduğunu defalarca raporlamıştı. Gelinen son noktada, askeri operasyonların bu süreci sadece yavaşlattığı ancak durduramadığı itirafı, İsrail’in önümüzdeki dönemde daha sert ve riskli kararlar alabileceğine dair sinyaller veriyor. Siyasi irade ile ordu arasındaki bu görüş ayrılığının, bölgesel gerilimi yeni bir boyuta taşıması bekleniyor.




