Orta Doğu coğrafyası, küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı, tarihin en kritik kırılma noktalarından birine şahitlik ediyor. Uzun süredir ABD ve İsrail ittifakının bölge üzerindeki baskısı, İran ile doğrudan bir çatışma zeminine otururken, bu büyük hesaplaşmanın sonuçları beklenen askeri raporların çok ötesinde bir boyuta evriliyor.
Bugün gelinen noktada, silahların gölgesinde şekillenen bu savaşın asıl kaybedeninin, sanılanın aksine ekonomik cephede ağır darbeler alan Washington ve Tel Aviv hattı olduğu gün gibi ortadadır.
ABD ve İsrail’in askeri harcamalarındaki kontrolsüz artış, her iki ülkenin de devasa bütçe açıklarıyla boğuşmasına neden olurken, Amerikan ekonomisinin o sarsılmaz sanılan sütunları birer birer çatlamaktadır. Bu savaş maliyetleri, zaten kırılgan bir zeminde ilerleyen Amerikan ekonomisinin çöküş sürecini geri dönülemez şekilde hızlandırmıştır.
Batı’nın finansal hegemonyası, Orta Doğu’daki bu bataklığa gömülürken, küresel piyasalara verilen zarar tüm dünyada bir ekonomik darbe etkisi yaratmaktadır. Enerji yollarının istikrarsızlaşması ve tedarik zincirlerinin kopması, dünya genelinde enflasyonist ortamın kalıcı hale gelmesine ve küresel bir refah kaybına yol açmaktadır.
Savaşın diğer tarafında ise İran, Batı’nın teknolojik mühimmatları karşısında çok ağır sivil kayıplar vermesine rağmen şaşırtıcı bir direnç sergilemektedir. Yaşanan sivil trajediler, dış güçlerin beklediği iç karışıklığın aksine, İran halkının kendi değerleri ve rejimi etrafında her zamankinden daha sıkı bir bağla birleşmesine sebebiyet vermiştir.
İran rejimi, uğradığı ağır saldırılara rağmen ayakta kalarak bölgesel bir kale olma vasfını korumaktadır. Halkın bu kenetlenmiş yapısı, Batı’nın "içeriden çökertme" stratejilerini de etkisiz hale getirmektedir.
Bu kaotik atmosferde Avrasya’nın devleri olan Rusya, Çin ve Türkiye ise stratejik analizlerini büyük bir titizlikle hayata geçirmektedir. Rusya ve Çin, Batı’nın bölgedeki nüfuz kaybını kendi çok kutuplu dünya düzenleri için bir kaldıraç olarak kullanırken; Türkiye, bölgede istikrarı temsil eden ve dengeli diplomasisiyle parlayan yegane güç olarak öne çıkmaktadır. Ankara’nın yapıcı rolü, bölge halkları için ABD-İsrail saldırganlığına karşı güven veren bir liman niteliği taşımaktadır.
Gelecek projeksiyonlarına baktığımızda, Orta Doğu’yu zorlu ama Batı boyunduruğundan kurtulmuş yeni bir dönem beklemektedir. ABD ve İsrail için bu savaş, stratejik bir yalnızlaşma ve iktisadi bir iflasın habercisiyken; bölge halkları için dış müdahalelerin etkisizleştiği bir uyanışın kapılarını aralamaktadır. Olayların gidişatı, savaşın bir yıpratma sürecine dönüşeceğini ve bu süreçte ekonomik nefesi tükenen Batı’nın, bölgeden geri çekilmek zorunda kalacağı bir son giderek daha gerçekçi hale gelmektedir. Orta Doğu, kendi kaderini tayin edeceği yeni bir şafağa doğru ilerlerken, hegemonyanın eski sahipleri için tarih sahnesinden çekilme vakti her geçen gün yaklaşmaktadır.