Savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve bunların doğurduğu sürekli kötü haber akışı toplumların ruh sağlığı üzerindeki etkileriyle yeniden tartışılıyor. Toplumların ruh sağlığının siyaset ve politika ile ne kadar bağlantılı olduğu, insanların neden kötü haberlere daha fazla odaklandığı ve sürekli kriz atmosferinin kolektif bir kaygı üretip üretmediği sorularını Uzm. Psikiyatrist Sibel Can yanıtladı.

POLİTİKA RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR Mİ?
Toplumsal ruh sağlığının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını belirten Uzm. Psikiyatrist Sibel Can, ekonomi, hukuk, eğitim, medya ve siyaset gibi birçok alanın bu denklemin içinde yer aldığını ifade etti.
Sibel Can’a göre ekonomik ve siyasi dalgalanmalar, bireylerin ruh halini doğrudan etkiliyor. İş, eğitim ve barınma gibi konularda geleceğe dair öngörülerin zayıflaması, hakların adil şekilde korunup korunmayacağına yönelik kaygılar ve bireylerin kendilerini ifade edebilme konusunda yaşadıkları endişeler arttıkça toplumda kaygı, öfke ve kutuplaşma da yükseliyor.
“Bu durum hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir tablo oluşturuyor” diyen Can, belirsizliğin yoğunlaştığı dönemlerde toplumsal stresin daha görünür hale geldiğini belirtti.

İNSAN BEYNİ NEDEN KÖTÜ HABERLERE ODAKLANIR?
Sibel Can, insanların kötü haberlere daha fazla dikkat kesilmesinin beynin güvenlik sistemiyle ilgili olduğunu söyledi. İnsan beyninin potansiyel tehlikeleri hızlı fark etmek üzere programlandığını belirten Can, bu nedenle olumsuz gelişmelerin daha fazla dikkat çektiğini ifade etti.
Buna ek olarak günümüzde bilgiye ve habere anında ulaşılabilmesi, insanların sürekli bir tehdit algısı içinde kalmasına yol açabiliyor. Can’a göre bu durum “haber bombardımanı” yaratarak zihinsel yorgunluğu artırıyor ve zamanla kaygıyı besliyor.

İNSANLAR ARTIK DAHA MI KAYGILI?
Uzm. Psikiyatrist Sibel Can’a göre günümüzde insanlar geçmişe kıyasla daha kaygılı, daha tedirgin ve dolayısıyla daha mutsuz bir ruh hali içinde.
Belirsizliğin artması, geleceğin öngörülemez hale gelmesi ve sosyal medyada sürekli yapılan karşılaştırmalar bireylerde geri kalmışlık hissini güçlendirebiliyor. Sürekli kriz atmosferi ise insanların zayıflamasından çok yorulmasına neden oluyor.
Can, sürekli kötü habere maruz kalmanın toplum genelinde kolektif anksiyete oluşmasına zemin hazırladığını söyledi.
Ortak korkular ve ortak gelecek endişeleri zamanla toplumsal tahammülsüzlüğü artırabiliyor. Bu durumun küçük olaylara aşırı tepki verilmesi, sürekli kötü bir şey olacakmış hissi ve yaygın huzursuzluk gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini belirtti.

TOPLUMSAL STRES "PSİKOLOJİK SALGINA" DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
Toplumsal stresin duygular yoluyla hızla yayılabildiğini belirten Sibel Can, kaygının davranışlara yansıyarak diğer insanları da tetiklediğini söyledi. Bu zincirleme etki yeni stres dalgalarının oluşmasına neden olabiliyor.
Uzun süren belirsizlikler, medyada kriz söylemlerinin yoğun şekilde yer alması ve güçlü toplumsal bağlar bu yayılımın hızını artırabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.
Türkiye için de böyle bir riskin bulunduğunu ifade eden Can, buna rağmen toplumun dayanıklılık mekanizmalarının güçlü olduğunu vurguladı. Aile bağları, sosyal dayanışma ve mizah kültürü gibi unsurların toplumsal dengeyi korumada önemli rol oynadığını söyledi.

"RUH SAĞLIĞI SADECE TERAPİ ODASINDA KORUNMAZ"
Sibel Can’a göre ruh sağlığını korumak yalnızca bireysel terapi süreçleriyle sınırlı değil. Ruh sağlığı aynı zamanda ekranda, sokakta, siyasette ve kullanılan dilde şekilleniyor.
Toplumda umut duygusu arttıkça dayanışmanın da güçlendiğini belirten Can, insanların küçük katkıların bile anlamlı olduğuna inandığı noktada psikolojik iyileşmenin başladığını ifade etti.
“Umut toplumsal psikolojinin ilacıdır” diyen Can, gerçek değişim hissinin oluşmasının ve küçük ama somut iyileşmelerin umut duygusunu güçlendiren en önemli unsur olduğunu sözlerine ekledi.




