Arısan, şiddet döngüsünün beslendiği kaynaklar hakkında şöyle konuştu: "Kadına yönelik şiddet konusu, yalnızca bireysel olaylarla açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir toplumsal sorun olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu şiddet biçimi çoğu zaman anlık bir öfke patlamasından değil, çocukluk döneminden itibaren öğrenilen davranış kalıpları, aile içi ilişkiler, toplumsal cinsiyet algısı ve psikolojik faktörlerin birleşiminden besleniyor."

ŞİDDETİN KÖKENİ: ÖĞRENİLMİŞ DAVRANIŞ VE AİLE ORTAMI
Arısan, uzman değerlendirmesine değinerek: "Psikoloji ve sosyoloji alanında çalışan uzmanlar, şiddet eğiliminin erken yaşlarda şekillenmeye başladığını vurguluyor. Özellikle 0-6 yaş aralığının kişilik gelişimi açısından kritik bir dönem olduğu, bu süreçte çocuğun çevresinde gördüğü ilişki modellerinin ileriki yaşamında belirleyici olabildiği ifade ediliyor. Aile içinde şiddete tanık olan ya da doğrudan şiddete maruz kalan çocukların, bu davranışı “normal” bir iletişim biçimi olarak kodlama riskinin arttığı belirtiliyor" dedi.
TOPLUMSAL CİNSİYET ALGISI VE GÜÇ İLİŞKİLERİ
Arısan, şunları anlattı: "Bazı uzman görüşlerinde, erkek çocukların toplumsal süreç içinde güç, üstünlük ve kontrol kavramlarını yanlış biçimde içselleştirebildiği, buna karşılık reddedilme ya da otorite kaybı gibi durumlara daha kırılgan tepkiler verebildiği ifade ediliyor. Bu noktada şiddetin, çoğu zaman bir “kontrol kurma” ya da “yetersizlik duygusunu bastırma” aracı olarak ortaya çıkabildiği dile getiriliyor."
PSİKOLOJİK FAKTÖRLER: ÖZSAYGI, ÖFKE KONTROLÜ VE REDDEDİLME
Arısan, etkenlerden söz ederek: "Psikolojik değerlendirmelerde öne çıkan bir diğer unsur bireyin kendilik algısı. Düşük özsaygı, değersizlik hissi ve duygusal regülasyon sorunları yaşayan kişilerde öfke kontrolünün zorlaştığı, bunun da bazı durumlarda şiddet davranışına dönüşebildiği aktarılıyor. Özellikle reddedilme korkusu ve tehdit algısı bu süreci tetikleyebiliyor."
ŞİDDETİN TOPLUMSAL BOYUTU
Arısan: "Uzmanlar, şiddetin yalnızca bireysel psikolojiyle değil, toplumsal yapı ile de ilişkili olduğuna dikkat çekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadının konumuna dair yerleşik önyargılar ve “erkeklik” algısına yüklenen yanlış anlamların şiddeti besleyen kültürel bir zemin oluşturabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle çözümün sadece birey odaklı değil toplumsal dönüşümle birlikte ele alınması gerektiği vurgulanıyor" diye konuştu.
ÖĞRENİLMİŞ ŞİDDET DÖNGÜSÜ
Arısan, aile etkenine değinerek şöyle devam etti: "Şiddetin görüldüğü ailelerde büyüyen çocukların, problem çözme yöntemi olarak çatışmayı ve baskıyı daha kolay benimseyebildiği belirtiliyor. Bu döngünün kırılması için erken yaşta sağlıklı iletişim modellerinin öğretilmesi ve duygusal farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiği ifade ediliyor."
SONUÇ: ÇOK BOYUTLU BİR MÜCADELE GEREKLİLİĞİ
Arısan, uzman örnekleri vererek: "Uzmanlara göre kadına yönelik şiddet, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık bir olgu. Biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte ele alınması gerekiyor. Kalıcı çözüm için eğitim, toplumsal farkındalık ve destek mekanizmalarının birlikte güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor" şeklinde konuştu.




