Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı güvenlik birimine gelen veya getirilen çocuklara ilişkin verileri, çocukların karşı karşıya kaldığı riskleri yeniden gündeme taşıdı. Açıklanan verilere göre 2025 yılında 609 bin 959 çocuk güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. Bu çocukların 267 bin 794’ü mağdur olarak kayıtlara geçti. Suça sürüklenen 196 bin 308 çocuğun ise yüzde 41,6’sına yaralama, yüzde 14,7’sine hırsızlık, yüzde 9,7’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak ya da satın almak, yüzde 5,1’ine tehdit suçları isnat edildi.
Klinik Psikolog İlayda Kutevu, çocuklarda mağduriyet ile suça sürüklenme arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, çocukların davranışlarının arkasındaki psikolojik nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
![]()
MAĞDURİYET VE SUÇA SÜRÜKLENME ARASINDAKİ GÖRÜNMEYEN BAĞ
Klinik Psikolog İlayda Kutevu, çocukların yaşadığı mağduriyetlerin ilerleyen süreçte davranış sorunlarına dönüşebileceğini belirtti. Kutevu, “Mağduriyet ve suça sürüklenme birbirinden tamamen bağımsız süreçler değildir. Çocuklukta şiddete maruz kalmak, ihmal edilmek ya da travmatik yaşantılar geçirmek, ilerleyen dönemde öfke kontrolü, dürtü denetimi ve güven ilişkileri üzerinde olumsuz etkiler bırakabilir” ifadelerini kullandı.
Her mağdur çocuğun suça yönelmeyeceğinin altını çizen Kutevu, bazı çocukların yaşadıkları travmaları saldırgan davranışlarla dışa vurabildiğini söyledi. Kutevu, “Tabii ki her mağdur çocuk suç işlemez ama destek alamayan bazı çocuklar yaşadıkları travmayı saldırgan davranışlarla dışa vurabilir. Bu nedenle yalnızca suçu değil, çocuğun geçmiş yaşantısını ve psikolojik ihtiyaçlarını da değerlendirmek gerekir” dedi.

“ÇOCUĞU DAVRANIŞIYLA DEĞİL, ARKASINDAKİ NEDENLERLE ANLAMAK GEREKİR”
Çocukların yalnızca gerçekleştirdikleri eylem üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kutevu, asıl sorunun davranışın kaynağında aranması gerektiğini belirtti. Kutevu, “Çocuğu sadece yaptığı davranışla değil, o davranışın arkasındaki nedenlerle anlamaya çalışmak daha koruyucu bir yaklaşımdır” diye konuştu.
Çocukların davranışlarının şekillenmesinde aile ortamının belirleyici olduğunu ifade eden Kutevu, sosyal medya, dijital oyunlar ve akran baskısının da süreci etkileyebildiğini söyledi. Kutevu, “Çocuklar önce evde ne görüyorsa onu öğreniyor. Eğer evde şiddet, bağırma ya da ihmal varsa bu onların duygularını yönetmesini zorlaştırabiliyor. Bunun üzerine sosyal medya, dijital oyunlar ve akran baskısı da eklendiğinde risk daha da artıyor çünkü çocuklar sadece söylenenleri değil, gördüklerini de model alıyor” dedi.

Psikolojide bu sürecin “sosyal öğrenme” olarak tanımlandığını belirten Kutevu, çocukların sürekli şiddetin güç göstergesi olarak sunulduğu içeriklere maruz kalmasının davranış algısını değiştirebileceğini ifade etti. Kutevu, “Çocuk, sürekli şiddetin ödüllendirildiği, güç göstergesinin alkışlandığı içeriklere maruz kalıyorsa, bunu zamanla normal bir davranış biçimi olarak algılayabiliyor” açıklamasında bulundu.

“ÇOCUKLARI EN KIRILGAN HALE GETİREN ŞEY DUYGUSAL YALNIZLIK”
Her sosyal medya kullanan veya dijital oyun oynayan çocuğun şiddete yönelmeyeceğini belirten Kutevu, asıl belirleyici faktörün çocuğun çevresinden aldığı destek olduğunu söyledi. Kutevu, “Burada önemli olan; içeriğin niteliği, maruz kalma süresi ve çocuğun aileden aldığı rehberliktir” ifadelerini kullandı. Çocukların en büyük risklerinden birinin duygusal yalnızlık olduğunu vurgulayan Kutevu, şöyle devam etti:
“Çocukları en kırılgan hale getiren şeyse duygusal yalnızlık. Yanında onu gerçekten dinleyen, anlayan ve güven veren bir yetişkin olmadığında çocuk, dışarıdaki olumsuz etkilere çok daha açık hale geliyor.”
SUÇA SÜRÜKLENMEDEN ÖNCE BU İŞARETLER ORTAYA ÇIKIYOR
Çocukların çoğu zaman bir anda suça yönelmediğini belirten Kutevu, ailelerin ve öğretmenlerin bazı erken uyarı işaretlerini dikkate alması gerektiğini söyledi. Kutevu, çocuklarda görülebilecek riskli davranışları şöyle sıraladı:
“Bir çocuk genellikle bir gecede suça sürüklenmez. Çoğu zaman öncesinde bazı uyarı işaretleri görülür. Ani öfke patlamaları, kurallara sürekli karşı gelme, okul başarısında belirgin düşüş, sosyal geri çekilme, hayvanlara veya akranlara yönelik saldırganlık, sık yalan söyleme, pişmanlık duymama, riskli arkadaş gruplarına yönelme ve evden kaçma girişimleri bunlardan bazılarıdır.”

“ERGENLİKTİR, GEÇER” DENİLEREK GÖZDEN KAÇIRILIYOR
Bazı davranışların aileler tarafından yanlış yorumlanabildiğine dikkat çeken Kutevu, uzun süren ve artış gösteren değişimlerin ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Kutevu, “Aileler çoğu zaman bu davranışları ‘ergenliktir, geçer’ diye yorumlayabiliyor. Oysa bu belirtiler uzun sürüyor, giderek artıyor ve çocuğun günlük yaşamını etkiliyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır” dedi.
Erken müdahalenin önemine vurgu yapan Kutevu, “Erken psikolojik destek, aileyle iş birliği ve okulun sürece katılması sayesinde birçok riskli davranışın ilerlemesi önlenebilir” ifadelerini kullandı.




