Son dönemde okulları hedef alan saldırı haberleri, yalnızca güvenlik zafiyeti olarak değil, toplumda derinleşen sosyal kırılmaların bir yansıması olarak da değerlendiriliyor. Eğitim kurumlarının hedef alınması, çocukların güven duygusunu zedeleyen ve ailelerde kaygıyı artıran gelişmeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, çocukların kendilerini güvende hissetmediği bir ortamda sağlıklı gelişim ve eğitim sürecinin olumsuz etkilenebileceğini vurguluyor.
Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, yaşanan olayların yalnızca bireysel suç vakaları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, çocukların ruh sağlığı, öğretmenler, aileler ve toplum psikolojisi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
“ÇOCUKLARIN GÜVENDE OLMADIĞI TOPLUMDA HİÇ KİMSE GÜVENDE DEĞİLDİR”
Tuğana Akyürek, son iki gün içinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okulları hedef alan saldırı haberlerinin yalnızca bireysel suç vakaları olarak değil, toplumun ruh sağlığını doğrudan etkileyen ciddi bir kriz olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
“Eğitim kurumlarının, yani çocukların en güvende olması gereken alanların hedef alınması, yalnızca fiziksel değil; derin ve kalıcı psikolojik yaralar da bırakmaktadır” dedi.
“ASIL SORU NEDEN OKULLAR KORKUNUN SAHNESİNE DÖNÜŞÜYOR?”
Akyürek, bugün toplum olarak sorulması gereken temel sorunun yalnızca saldırıları kimin yaptığı olmadığını ifade ederek, “Asıl soru şudur: Neden çocukların en güvenli olması gereken alanlar artık korkunun sahnesine dönüşüyor?” diye konuştu.
“ŞİDDET BİR KİŞİDE ORTAYA ÇIKAR ANCAK ŞİDDETİ BESLEYEN ZEMİN ÇOK DAHA GENİŞTİR”
Tuğana Akyürek, olayların psikolojik açıdan tek boyutlu değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bu tür olaylar çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Uzun süredir biriken sosyal gerilimlerin, duygusal çözülmenin, denetimsiz öfkenin, yalnızlaşmanın ve şiddete karşı gelişen toplumsal duyarsızlaşmanın görünür hale gelmiş biçimidir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel patoloji değil; aynı zamanda toplumsal iklimdir. Şiddet bir kişide ortaya çıkar, ancak çoğu zaman o şiddeti besleyen zemin çok daha geniştir” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLAR VE ERGENLER ÇOK SAYIDA SORUNLA MÜCADELE EDİYOR”
Akyürek, son yıllarda çocuklar ve ergenlerin yalnızca akademik baskıyla değil; belirsizlik, gelecek kaygısı, dijital zorbalık, sosyal dışlanma, kimlik karmaşası, aile içi iletişimsizlik ve yoğun duygusal yalnızlıkla da mücadele ettiğini belirtti. Akyürek, “Duygusunu ifade etmeyi öğrenemeyen, öfkesini regüle edemeyen, görülmediğini hisseden ya da değersizlik duygusuyla büyüyen çocuk ve ergenlerde kırılma riski artmaktadır. Burada çok önemli bir nokta vardır: Her kırılganlık şiddete dönüşmez; ancak şiddetin olduğu birçok vakada, uzun süredir görülmeyen psikolojik sinyaller bulunur” dedi.

“VATANI KORUMAK ÇOCUKLARI KORUMAKLA BAŞLAR”
Tuğana Akyürek, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” sözünü hatırlatarak, bu ifadenin yalnızca fiziksel korumayı değil, çocuğun ruhunu, güven duygusunu ve dünyaya bakışını korumayı da ifade ettiğini söyledi. Akyürek, “Kendini güvende hissetmeyen bir çocuk öğrenemez, gelişemez, odaklanamaz ve sağlıklı bağ kuramaz. Güven duygusu, çocuk ruh sağlığının temelidir. Eğer bir çocuk okul kapısından içeri girerken bilgiye değil tehdide hazırlanıyorsa, orada yalnızca eğitim sistemi değil; toplumsal vicdan da yara almıştır” diye konuştu.
“SESSİZLİK BAZEN DERİN KORKUNUN EN GÖRÜNMEZ HALİDİR”
Akyürek, bu olayların çocuklar üzerindeki etkisinin düşünüldüğünden daha derin olduğunu belirterek, “Çocuk zihni tehdit algısını yetişkin gibi rasyonelleştiremez. Onun için dünya ya güvenlidir ya da değildir. Bu tür saldırılar, çocuğun dünyayı güvenli bir yer olarak algılama sistemini sarsar. Bu durum uzun vadede kaygı bozukluklarına, içe kapanmaya, uyku problemlerine ve sosyal geri çekilmeye zemin hazırlayabilir. Bazı çocuklar korkularını açıkça ifade ederken, bazıları sessizleşir. Ancak sessizlik her zaman sakinlik değildir; bazen derin bir korkunun en görünmez halidir” ifadelerini kullandı.
“ÖĞRETMENLER VE EBEVEYNLER DE ETKİLENİYOR”
Tuğana Akyürek, travmanın yalnızca çocukları etkilemediğini belirterek, “Öğretmenler artık yalnızca bilgi aktaran kişiler değil; aynı zamanda kriz anında güven sağlayan, duyguları regüle eden ve ortamı dengeleyen bireyler haline gelmektedir. Ancak bir öğretmen sınıfa girerken ‘Bugün güvende miyiz?’ sorusunu zihninde taşıyorsa, bu durum mesleki rolün ötesinde ağır bir psikolojik yük anlamına gelir. Bu yük zamanla tükenmişlik, kaygı ve çaresizlik duygularını beraberinde getirebilir” dedi.
Akyürek, ebeveynlerin de benzer kaygılar yaşadığını belirterek, “Bir çocuğu okula gönderirken hissedilen o görünmez emin olma hali yerini sorguya bırakır. ‘Acaba güvende mi?’ sorusu, ebeveyn zihninde sürekli dönen bir kaygı döngüsüne dönüşür. Bu noktada önemli bir gerçek vardır: Çocuklar ebeveynlerinin söylediklerinden çok, hissettiklerini alır. Evde dolaşan kaygı, çocuğun dünyayı algılama biçimini doğrudan etkiler” diye konuştu.
“ÖFKE BAZEN TEK DİL HALİNE GELİR”
Tuğana Akyürek, yaşanan olayların yalnızca güvenlik sorunu olarak görülmesinin eksik kalacağını belirterek, “Mesele sadece kapılara konulan önlemler değil; insanların iç dünyasında biriken ve yönetilemeyen duygulardır. Özellikle öfke… Öfke, doğru şekilde ifade edilemediğinde yıkıcı bir güce dönüşebilir. Duygularını tanımayan, ifade etmeyi öğrenmeyen ve anlaşılmadığını hisseden bireyler için öfke bazen tek dil haline gelir” dedi.
“DİJİTAL DÜNYA KIRILGANLIĞI DERİNLEŞTİREBİLİR”
Akyürek, dijital dünyanın etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, “Sürekli maruz kalınan şiddet içerikleri, hızlı tüketilen haberler ve empatiyi zayıflatan iletişim biçimleri, özellikle gelişim çağındaki bireylerde duyarsızlaşmaya neden olabilir. Ancak önemli olan şudur: Dijital dünya tek başına sebep değildir; fakat mevcut kırılganlığı derinleştiren güçlü bir etkendir” ifadelerini kullandı.
“SALDIRI BİR SONUÇTUR, ASIL ODAKLANMAMIZ GEREKEN SONUCA GİDEN SÜREÇTİR”
Tuğana Akyürek, Viktor Frankl’ın “İnsandan her şey alınabilir; ancak bir şey hariç: Her durumda kendi tutumunu seçme özgürlüğü” sözünü hatırlatarak, toplumun vereceği en önemli kararın olayları yalnızca korku ve öfke ile karşılamak mı, yoksa anlamaya çalışarak önleyici adımlar atmak mı olacağını söyledi. Akyürek, “Çünkü her saldırı yalnızca bir sonuçtur. Asıl odaklanmamız gereken, o sonuca giden süreçtir. Çocukları korumak; yalnızca onları fiziksel olarak güvende tutmak değil, duygusal olarak da sağlam tutmaktır. Okullar sadece eğitim verilen yerler değil, aynı zamanda psikolojik güven alanlarıdır. Eğer bu alanlar zedelenirse, yalnızca bugünün çocukları değil, yarının yetişkinleri de bu kırılmanın izlerini taşır. Çünkü unutulmamalıdır ki; bir toplumun geleceği, çocuklarının kendini ne kadar güvende hissettiğiyle şekillenir” dedi.





