Son yıllarda kamuoyunda infial yaratan ve suça sürüklenen çocukların karıştığı ağır suçlara ilişkin olayların artması, çocuk adalet sistemini yeniden tartışmaya açtı. Art arda yaşanan vakalar sonrası "Mevcut yasalar yeterli mi?", "Yasal boşluklar mı var, yoksa asıl sorun toplumsal dinamiklerde mi?" soruları gündemin en çok konuşulan başlıkları arasında yer alıyor.
Peki çocukların ağır suçlara yönelmesinin temel nedeni ne? Sorun yalnızca cezaların yetersiz olmasıyla mı açıklanabilir, yoksa aile yapısından eğitim sistemine, sosyal çevreden dijital dünyanın etkisine kadar uzanan çok boyutlu bir tablo mu söz konusu? Uzmanlar, çocuk suçluluğunun yalnızca hukuki yaptırımlarla değerlendirilemeyeceğini, önleyici sosyal politikalar, koruyucu mekanizmalar ve sağlıklı aile-çocuk ilişkilerinin de en az yasal düzenlemeler kadar belirleyici olduğuna dikkat çekiyor.

ÇOCUK SUÇLARININ TEMELİNDE NE VAR?
Avukat Arzu Gül, Türkinform’a özel yaptığı açıklamada, “Bu konuyu yalnızca ceza hukuku perspektifiyle değerlendirmek eksik olur. Elbette etkili ve caydırıcı bir hukuk sistemi önemlidir. Ancak çocuk suçluluğunun temelinde aile yapısı, eğitim, sosyal çevre, ekonomik koşullar, dijital medya etkisi ve denetim eksikliği gibi birçok faktör bulunmaktadır. Dolayısıyla yalnızca cezaların artırılması tek başına kalıcı bir çözüm sağlamaz. Hukuki yaptırımların yanında koruyucu ve önleyici sosyal politikaların güçlendirilmesi, çocukların suça sürüklenmesini önleyici mekanizmaların etkin çalıştırılması ve rehabilitasyon süreçlerinin desteklenmesi gerekir. Hukukun amacı sadece cezalandırmak değil, suçun oluşmasını önlemek ve toplum düzenini kalıcı şekilde korumaktır. Bu nedenle hem caydırıcılık hem de çocukların yeniden topluma kazandırılmasına yönelik politikalar birlikte yürütülmelidir” değerlendirmesinde bulundu.




