Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerini Türkinform’a değerlendiren uzmanlar, dünya genelinde 1 milyardan fazla insan ruh sağlığı sorunlarıyla yaşadığına dikkat çekiyor.
Türkiye’deki durumu da değerlendiren uzmanlar, araştırmaların, nüfusun yaklaşık yarısının “düşük psikolojik esenlik düzeyine” sahip olduğu sonucuna vardığını belirtiyor. Uzmanlar, bu artışın yeni olmadığını, ruh sağlığı bozukluklarının görülme sıklığının son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiğine işaret ediyor.
Gençler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre ise 18-35 yaş grubunun yaklaşık yüzde 46’sının anksiyete, yüzde 38’inin depresyon belirtileri yaşadığını ortaya koyuyor. Bu verilerin, ruh sağlığının artık kişisel bir sorun olmaktan çıktığı, toplumsal bir soruna dönüştüğü uyarısı yapılıyor.
Psikiyatri ve psikoloji uzmanları, bu yükselişin tek bir nedenden değil, birden fazla faktörün birleştiği “çok katmanlı bir kriz” olarak tanımlıyor.
EKONOMİK SIKINTILAR İLK SIRADA
Artan yaşam maliyetleri, iş güvencesizliği ve gelir eşitsizliği bireylerde sürekli bir stres hali yaratırken, araştırmalar, ekonomik stres yaşayan bireylerde depresyon riskinin iki katına kadar çıkabildiğini gösteriyor.
Ayrıca pandemi sona ermiş olsa da psikolojik etkilerinin devam ettiğine işaret eden uzmanlar, bu sürecin güven duygusunu zayıflattığını, sosyal bağları kırılgan hale getirdiğini ve gelecek algısını olumsuz etkilediğinin altını çiziyor.
SOSYAL MEDYA ETKİSİ
Bu arada günlük hayatın dijitalleşmesiyle özellikle gençler üzerinde ciddi bir baskı oluşurken, sürekli kıyaslama, “mükemmel hayat” algısı ve sosyal izolasyonun arttığı belirtiliyor.
Araştırmalar, günde 3 saatten fazla sosyal medya kullanımının depresif belirtileri belirgin şekilde artırdığını ortaya koyuyor.
AMAÇ YOK
Uzmanlara göre, modern çağın en kritik sorunlarından biri de insanların artık sadece ekonomik değil, varoluşsal bir boşluk hissettiği.
Toplumsal psikolojik esenlik çalışmalarına göre, yaşamda anlam duygusunun zayıflaması; depresyon, stres ve umutsuzlukla doğrudan ilişkili.
Uzmanlar, ruh sağlığı krizini diğer krizlerden ayıran en önemli özelliği ise “Görünmüyor ama herkes hissediyor.” şeklinde ortaya koyuyor. Bu kriz, uykusuzluk yaşayan bireylerde, sürekli yorgunluk hissi taşıyanlarda, motivasyon kaybı olanlarda ve gelecek kaygısı yaşayanlarda daha fazla kendini gösteriyor.
Uzmanlar bu durumu “yüksek işlevli tükenmişlik” olarak tanımlarken, “İnsanlar hayatlarına devam ediyor ama iyi hissetmeden yaşıyor.” yorumunda bulunuyor.
ZİNCİRLEME REAKSİYON
Araştırmalar, ruh sağlığının bozuk olmasının yalnızca bireyi etkilemediğini aynı zamanda iş verimliliğini düşürdüğünü, fiziksel hastalık riskini artırdığını, sosyal ilişkileri zayıflattığını da ortaya koyuyor.
PEKİ ÇÖZÜM NEDİR?
Uzmanlara göre, çözüm sadece bireysel değil, sistemsel olmak zorunda. Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin artırılması, erken teşhis ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, dijital bağımlılığa karşı farkındalık oluşturulması ve ekonomik ve sosyal güven duygusunun yeniden inşa edilmesinin gerekli olduğu vurgulanıyor.
Öte yandan 2025 verilerine göre, dijital terapi uygulamaları, erişimi artırarak ruh sağlığı hizmetlerinde yüzde 33’e varan bir büyüme sağladığına işaret ediyor.
Ruh sağlığı krizinin en dikkat çeken tarafının hastanelerde değil. evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda yaşandığı olduğu vurgulanıyor.
Uzmanları, “Eğer bu tablo ciddiye alınmazsa, önümüzdeki yıllarda en büyük sorun ekonomik ya da siyasi değil, psikolojik dayanıklılık krizi olacak.” uyarısında bulunuyor.





