Maaşın artması, vatandaşın ekonomik olarak aynı ölçüde rahatladığı anlamına gelmiyor. Kira, gıda, ulaşım, eğitim ve diğer zorunlu harcamalardaki yükseliş, gelir artışının günlük yaşama yansımasını sınırlandırıyor.
2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş, brüt asgari ücret ise 33 bin 30 lira seviyesinde bulunuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre asgari ücretin işverene maliyeti, uygulanan SGK prim indirimine bağlı olarak 39 bin 223 lira ile 40 bin 875 lira arasında değişiyor.
Temmuz 2026 itibarıyla tüketici fiyat endeksinin yıllık yüzde 31,75 artması, çalışanların alım gücüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

MAAŞ ARTIŞI ALIM GÜCÜNE AYNI ORANDA YANSIMIYOR
Mali Müşavir Metin Dinçer, ücretleri değerlendirirken yalnızca çalışanın eline geçen rakama bakmanın yeterli olmadığını vurguladı. Gelirdeki artışın, aynı dönemde temel ihtiyaçlarda yaşanan fiyat değişimiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Dinçer, maaş nominal olarak yükselse bile kira, gıda, ulaşım ve diğer zorunlu giderler daha hızlı artıyorsa çalışanın gerçek alım gücünün gerileyebileceğine dikkat çekti.
Dinçer'e göre vatandaşın ekonomik durumunu ölçmenin en sağlıklı yollarından biri, gelirdeki değişim ile zorunlu giderlerdeki artışı aynı dönem üzerinden karşılaştırmak. Bu karşılaştırma, maaş bordrosunda görünmeyen ancak günlük yaşamda hissedilen kaybı daha açık biçimde ortaya koyuyor.
30 BİN TL'LİK MAAŞIN ALIM GÜCÜNDEKİ KAYIP
Orta ve düşük gelir grubundaki çalışanların en önemli sorunlarından biri, ay başında yeterli görünen maaşın zorunlu harcamalar karşılandıktan sonra bütçeyi taşımakta yetersiz kalması. Dinçer, 30 bin liralık bir gelirin tek başına anlamlı bir ölçü olmadığını; kira, fatura, ulaşım, gıda ve varsa çocukların eğitim giderleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Aynı yaşam standardını korumak için ihtiyaç duyulan tutarın yaşanılan şehre ve hane yapısına göre değiştiğini de ekledi.
TÜİK'in açıklanan son verisine göre tüketici fiyatları, 2026 yılının temmuz ayında bir önceki yılın aralık ayına kıyasla yüzde 19,86 arttı. Buna göre yılın başında 30 bin liraya karşılanabilen varsayımsal bir harcama sepeti için temmuz fiyatlarıyla yaklaşık 35 bin 958 lira gerekiyor. Başka bir ifadeyle aynı sepeti koruyabilmek için aylık gelirin yaklaşık 5 bin 958 lira artması gerekiyor. Maaş 30 bin lirada kaldıysa bu örnekte alım gücü yaklaşık yüzde 16,6 azalmış oluyor. Hesaplama genel TÜFE üzerinden yapılmış olup kişisel harcama dağılımına göre gerçek kayıp farklılaşabilir.

ÇALIŞANIN İŞVERENE MALİYETİ
Ücret tartışmasının diğer tarafında işveren maliyetleri bulunuyor. 2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olurken brüt asgari ücret 33 bin 30 lira olarak belirlendi. SGK prim indirimlerinin uygulanıp uygulanmamasına göre işverenin toplam maliyeti 39 bin 223 lira 13 kuruştan başlayarak 40 bin 874 lira 63 kuruşa kadar çıkıyor.
Dinçer, çalışan açısından net maaşın, işveren açısından ise toplam personel maliyetinin dikkate alınması gerektiğini belirtti. İşverenin çalışan için yaptığı toplam ödeme ile çalışanın eline geçen net ücretin aynı olmadığına işaret eden Dinçer, aradaki farkın SGK primleri ve diğer yasal yükümlülüklerden oluştuğunu; bu nedenle ücret artışlarının her iki taraf bakımından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
KREDİ KARTI BÜTÇE AÇIĞINI ERTELEYEBİLİR
Gelir ile gider arasındaki makas açıldığında vatandaşın başvurduğu yöntemlerden biri kredi kartı kullanımı oluyor. Dinçer, kredi kartının düzenli gelirin yetersiz kaldığı her ay bütçe açığını kapatmak için kullanılmasının sorunu çözmek yerine erteleyebileceği uyarısında bulundu. Bir sonraki ayın gelirinin önceki ayın borcuna ayrılması, zaman içinde borç sarmalı riskini artırıyor.
Bu nedenle aylık bütçenin zorunlu harcamalar, borç ödemeleri ve ertelenebilir giderler şeklinde ayrılması; kart borcunun yalnızca asgari ödeme tutarı üzerinden değil, toplam borç ve gelecek ayın nakit akışı birlikte değerlendirilerek takip edilmesi önem taşıyor.

KÜÇÜK ESNAF DA MALİYET BASKISI ALTINDA
Artan maliyetler yalnızca maaşlı çalışanları değil, küçük işletmeleri de etkiliyor. Kira, personel giderleri, SGK primleri, vergiler ve diğer işletme maliyetleri, özellikle düşük kâr marjıyla çalışan esnaf üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor.
Dinçer, işletmelerin yalnızca ciro artışına bakarak kârlılık değerlendirmesi yapmaması gerektiğini belirtti. Cironun yükselmesinin tek başına daha fazla kazanç anlamına gelmediğini vurgulayan Dinçer'e göre esas gösterge, satış gelirinden tüm maliyetler çıkarıldıktan sonra işletmede kalan net tutar.
MALİ MÜŞAVİRDEN BÜTÇE ÖNERİSİ
Ekonomik koşulların zorlaştığı dönemlerde gelir ve giderlerin açık biçimde ortaya konulması gerektiğini belirten Dinçer, zorunlu harcamaların önceliklendirilmesini, kredi kartı borçlarının düzenli takip edilmesini ve imkânlar ölçüsünde beklenmedik giderler için küçük de olsa bir güvence payı ayrılmasını önerdi.
Sonuç olarak ekonomik tablo değerlendirilirken yalnızca maaştaki nominal artışa değil, aynı dönemde yaşam maliyetlerinde meydana gelen değişime de bakılması gerekiyor. Çalışanın gerçek kazancını belirleyen unsur, ücretin kaç lira arttığından çok bu ücretle hangi ihtiyaçların karşılanabildiği oluyor.





