Gün içinde farkında olmadan defalarca telefona uzanıyor, birkaç dakikalık boşlukta bile ekranı kontrol etme ihtiyacı hissediyoruz. Peki bu durum gerçekten bir telefon bağımlılığı mı, yoksa modern yaşamın getirdiği alışkanlıkların bir sonucu mu? Davranış Bilimleri Uzmanı Sinem Genez Turan, sürekli telefon kontrolünün ardında çoğu zaman yalnızlık, can sıkıntısı, görülme ihtiyacı ve duygusal boşluk gibi görünmeyen nedenlerin olabileceğine dikkat çekiyor.
Turan, değerlendirmesine “Telefonu neden elimize alıyoruz?” sorusuyla başlanması gerektiğini ifade etti. “Hiçbir davranış sebepsiz değildir” yaklaşımından hareket eden Turan, telefon kullanımının da çoğu zaman başka bir ihtiyacın sonucu olabileceğini söyledi.
“BAZEN MESELE TELEFON DEĞİLDİR”
Telefonun kimi zaman bir “kaçış kapısı” haline gelebildiğini anlatan Turan, bir danışanının yaşadığı deneyimi şöyle aktardı:
“Hocam elim sürekli telefona gidiyor. Galiba bağımlıyım.”
Turan, danışanının günlük yaşamını birlikte değerlendirdiklerinde, kişinin gün içinde kendisine ait neredeyse hiç zamanı olmadığını fark ettiklerini belirtti. Sürekli koşturan ve herkese yetişmeye çalışan danışanın telefonu, sosyal medyadan çok kısa süreli bir kaçış alanı olarak kullandığını ifade etti.
Turan, bu durumu “duygusal açlığın dijital olarak doyurulmaya çalışılması” şeklinde yorumladı.
HANGİ DURUMDA BAĞIMLILIKTAN SÖZ EDİLEBİLİR?
Telefon kullanımının her durumda bağımlılık anlamına gelmediğini belirten Turan, bazı işaretlerin ise üzerinde düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Buna göre kişi telefonu bıraktığında yoğun huzursuzluk yaşıyor, kontrol etme dürtüsünü durduramıyor ve bu durum işini, ilişkilerini veya uykusunu olumsuz etkiliyorsa, telefon kullanımının problemli bir boyuta ulaşmış olabileceğini değerlendirmek gerekiyor.
Ancak Turan, telefonun tek başına “düşman” olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
“TELEFON, SİNİR SİSTEMİMİZİN AYNASI”
Turan, telefon kullanımının kişinin kendi iç dünyası hakkında da ipuçları verebileceğini belirterek şu soruların önemine dikkat çekti:
Kendimizi ne kadar güvende hissediyoruz?
Sessizlikle ne kadar kalabiliyoruz?
Canımız sıkıldığında hemen ekrana mı kaçıyoruz?
Yoksa o duyguyu taşıyabiliyor muyuz?
Turan’a göre asıl yanıtlar bu soruların içinde bulunuyor.
“BEKLEMEYE TAHAMMÜLÜMÜZ AZALDI”
Günlük yaşamdan örnek veren Turan, geçmişte insanların otobüs beklerken çevrelerini izlediğini, bugün ise otobüs daha görünmeden telefonların çıkarıldığını söyledi.
Bu alışkanlığın yalnızca toplu taşıma beklerken değil, asansörde, kırmızı ışıkta, bir arkadaşın kısa süreliğine yanımızdan ayrılmasında ve televizyon izlerken de ortaya çıktığını belirten Turan, insanların giderek daha fazla ikinci bir ekrana yöneldiğine dikkat çekti.
Turan, bunun arkasında beynin sürekli dijital uyarana alışmasının bulunabileceğini ifade ederek, durumu beslenme alışkanlığı üzerinden şöyle açıkladı:
“Sürekli şeker yerseniz damak tadınız değişir. Sürekli dijital uyaran tüketirseniz de zihniniz sessizliği unutmaya başlar.”
ASIL SORU: TELEFON MU, YALNIZLIK MI?
Turan, danışanlarına zaman zaman “Telefonun şarjı bittiğinde mi huzursuz oluyorsunuz, yoksa kendi içinizde yalnız kaldığınızda mı?” sorusunu yönelttiğini söyledi.
Ona göre çoğu durumda cevabın telefon olmadığı görülüyor. Telefon yalnızca daha görünür olan tarafı oluşturuyor; asıl mesele ise telefonun arkasındaki duygusal ihtiyaç.
Davranışları “görünmeyen hikâyenin dili” olarak tanımlayan Turan, telefon kullanımını azaltmak isteyen kişilerin yalnızca kendilerine yasaklar koymak yerine, öncelikle bu davranışa neden ihtiyaç duyduklarını anlamaları gerektiğini vurguladı.
Turan’ın yaklaşımına göre davranışı değiştiren şey yasaklar değil, davranışı doğuran ihtiyacı fark etmek.





