Dünyanın gözü kulağı enerji ve çip krizlerindeyken, yer kürenin sessiz sedasız en büyük yağmalarından biri yaşanıyor: Kum hırsızlığı. Küresel çapta 300 milyar dolarlık devasa bir karaborsa pazarına dönüşen ve uluslararası literatürde "Kum Mafyası" (Sand Mafia) olarak adlandırılan organize suç şebekeleri, inşaat sektörünün bitmek bilmeyen ham madde iştahını doyurmak için nehir yataklarını ve plajları gece operasyonlarıyla yağmalıyor. Bu gizli tehlikenin ayak sesleri, artık Türkiye’nin kıyı şeritlerinde ve akarsu havzalarında da derinden hissediliyor.
KÜRESEL PAZARIN GİZLİ DEVİ: 300 MİLYAR DOLARLIK YAĞMA
Modern dünyanın inşasında sudan sonra en çok tüketilen ikinci doğal kaynak olan kum, küresel ısınma ve hızlı kentleşmeyle birlikte "yeni altın" haline geldi. Çöl kumu, rüzgarla aşındığı ve pürüzsüz olduğu için beton yapımına uygun olmaması, inşaat sektörünü köşeli ve yapışkan olan nehir ve deniz kumuna mecbur bırakıyor. Bu durum, yasal mevzuatları ve denetimleri hiçe sayan organize suç örgütlerinin doğmasına yol açtı. Dünya genelinde yıllık hacmi 300 milyar doları bulan bu yasa dışı ticaret, sadece çevreye değil, ülkelerin ekonomik güvenliğine de darbe vuruyor.
GECE OPERASYONLARIYLA SAHİLLER VE NEHİRLER TALAN EDİLİYOR
Türkiye’de de özellikle Akdeniz, Ege ve Marmara kıyı şeritleri ile stratejik nehir yatakları, kimliği belirsiz kişi veya grupların hedefinde. Yasal izinleri bulunmayan ya da ruhsat sahalarının dışına taşan bu yapılar, özellikle gece yarısından sonra ağır iş makineleri ve kamyonlarla sahillere iniyor. Tonlarca kumun dakikalar içinde yüklenerek kaçırıldığı bu gece operasyonları, geride feci bir ekolojik yıkım ve dengesi bozulan nehir yatakları bırakıyor.
EKOLOJİK FELAKET KAPIDA: KIYILAR ERİYOR, CANLILAR YOK OLUYOR
Yasa dışı kum madenciliği, doğa üzerinde geri döndürülemez tahribatlara yol açıyor. Deniz ve nehir yataklarından kontrolsüzce alınan kum, kıyı erozyonunu dikey eksende hızlandırarak sahil şeritlerinin yok olmasına neden oluyor. Bununla birlikte, yeraltı su tablolarının yönü değişiyor, tarım arazileri tuzlanıyor ve sucul ekosistem ağır darbe alıyor. Özellikle deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta) üreme alanları olan kumsalların yağmalanması, biyoçeşitliliği yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
DEPREM ÜLKESİNDE BÜYÜK TEHLİKE: DENİZ KUMU VE DAYANIKSIZ BİNALAR
Olayın çevresel boyutu kadar ürkütücü bir diğer yüzü ise doğrudan insan hayatını tehdit ediyor. Sahillerden kaçak yollarla çalınan deniz kumu, yüksek oranda tuz ve klorür içeriyor. Bu kum, gerekli yıkma ve arındırma işlemlerinden geçirilmeden doğrudan hazır beton yapımında kullanıldığında, betonun içindeki demir donatıyı (nervürlü demir) kısa sürede korozyona uğratarak çürütüyor. Deprem kuşağında yer alan Türkiye’de, bu tür niteliksiz malzemelerle inşa edilen binalar, olası bir sarsıntıda kağıt gibi yıkılma riski taşıyor. Uzmanlar, yapı stoklarının güvenliği için ham madde tedarik zincirlerinin çok daha sıkı denetlenmesi gerektiği konusunda uyarıyor.




