Donald Trump ve Binyamin Netanyahu ikilisinin son dönemdeki geri adımları, bir "merhamet" göstergesi değil; İran’ın elinde tuttuğu Hürmüz Boğazı kartının yarattığı ekonomik korkunun bir sonucudur. Dünya petrol sevkiyatının damar yolu olan bu boğaz, Batı ekonomileri için bir "yaşam hattı" niteliği taşıyor.

HÜRMÜZ BOĞAZI: İRAN’IN ELİNDEKİ NÜKLEERDEN GÜÇLÜ KOZ

İran, askeri kapasitesinden ziyade coğrafi konumunun verdiği gücü kullanarak küresel piyasaları kilitleme potansiyeline sahip. Trump ve Netanyahu’nun saldırgan politikalarını frenleyen temel unsur, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda varil başına petrol fiyatlarının öngörülemez seviyelere çıkacak olmasıdır.

Bu noktada tarafların asıl amacı kanı durdurmak değil, tıkanma noktasına gelen petrol akışını güvence altına almaktır. İran için bu stratejik geçiş noktası üzerindeki denetimi kaybetmek, sadece ekonomik bir yıkım değil, aynı zamanda savunma kalkanının çökmesi anlamına gelecektir.

ABD VE İSRAİL’İN SİCİLİ: İHLAL EDİLEN ANLAŞMALAR TARİHİ

Washington ve Tel Aviv’in diplomasi masasındaki geçmişi, "anlaşmalara sadakat" konusunda oldukça zayıf bir karneye sahiptir. Tarih, bu iki gücün işine gelmediği noktada uluslararası hukuku ve imzalanan metinleri nasıl rafa kaldırdığının örnekleriyle doludur:

İran Nükleer Anlaşması (JCPOA): 2015 yılında imzalanan ve İran’ın nükleer programını kısıtlayan bu tarihi anlaşma, 2018 yılında Donald Trump tarafından tek taraflı olarak feshedilmiştir. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu İran’ın kurallara uyduğunu teyit etmesine rağmen, ABD "yeni bahaneler" üreterek masayı devirmiştir.

Oslo Barış Süreci: 1990’larda Filistin ve İsrail arasında imzalanan bu anlaşmalar, İsrail’in yerleşim yerlerini genişletmeye devam etmesi ve taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle kadük kalmıştır. Netanyahu, siyasi kariyeri boyunca Oslo’nun altını oymakla övünmüştür.

Paris İklim Anlaşması ve UNESCO: ABD, kendi çıkarlarıyla ters düştüğü anda küresel mutabakatlardan (Trump döneminde olduğu gibi) çekilmekte tereddüt etmemiştir.

BM Kararları: İsrail, kurulduğu günden bu yana işgal altındaki topraklarla ilgili düzinelerce BM Güvenlik Konseyi kararını görmezden gelerek diplomatik dokunulmazlığını kullanmıştır.

PETROL AKIŞI SAĞLANDIĞINDA "YENİ BAHANELER" ÜRETİLECEK

Şu anki tablo, bir barış sürecinden ziyade bir "stratejik mola" görüntüsü vermektedir. Trump ve Netanyahu, enerji koridorlarını güvene aldıkları ve kendi iç kamuoylarını yatıştırdıkları ilk fırsatta, yarım kalan operasyonlarına dönmek için yeni bir güvenlik krizi veya "istihbarat raporu" öne süreceklerdir.

ABD ve İran hattında şok iddia: Barış görüşmeleri "durduruldu" mu?
ABD ve İran hattında şok iddia: Barış görüşmeleri "durduruldu" mu?
İçeriği Görüntüle

İran için Hürmüz Boğazı üzerindeki caydırıcılığı yitirmek, Batı’nın askeri ve ekonomik baskısına karşı en büyük savunma mevzisini terk etmek demektir. Geçmişteki örnekler göstermektedir ki; ABD ve İsrail ile yapılan anlaşmalar, ancak tarafların "zarar görme ihtimali" masada kaldığı sürece yürürlükte kalmaktadır.

CAYDIRICILIK OLMADAN DİPLOMASİ İŞLEMEZ

Bölgedeki çatışmaların durması, insani bir vizyondan ziyade lojistik bir mecburiyetten kaynaklanmaktadır. Eğer İran, elindeki jeostratejik kozları diplomasi masasında feda ederse, tarihsel tekerrür kaçınılmaz olacak ve petrol muslukları açıldığı an askeri namlular yeniden bölgeye yönelecektir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı, sadece bir su yolu değil, bölgedeki dengelerin tek gerçek teminatıdır.

Kaynak: HABER MERKEZİ