ABD&İsrail koalisyonu tarafından öldürülen İran'ın dini lideri Ali Hamaney'den sonra savaşı yönetecek dini liderin kim olacağı sorusu kapalı kapılar ardından en çok tartışılan konuların başında gelmekteydi. Bu tartışmalar bugün itibarıyla son buldu ve Müçteba Hamaney yeni dini lider seçildi. Ancak bu defa da "SALTANAT" tartışmaları başladı.

İslam tarihi yalnızca inançların değil, aynı zamanda iktidarın nasıl meşrulaştırıldığına dair tartışmaların da tarihidir. Halifelik makamının ortaya çıkışından itibaren Müslüman toplumlar arasında en önemli sorulardan biri şu olmuştur: Liderlik liyakatle mi belirlenmeli, yoksa iktidar zamanla kalıtsal bir yapıya mı dönüşmelidir? Bu soru özellikle Emeviler döneminde yaşanan kırılmayla birlikte tarihsel bir travmaya dönüşmüş, Kerbela faciası bu tartışmanın sembolü haline gelmiştir. Bugün İran’da yaşanan gelişmeler ise bazı tarihçiler ve siyaset analistleri tarafından bu tarihsel tartışmanın modern bir yansıması olarak görülmektedir. Bugünkü İran’da yaşanan iktidar tartışmalarını anlayabilmek için biraz tarihe bakmak gerekir.

EMEVİ DÖNEMİNDE HİLAFETİN SALTANATA DÖNÜŞMESİ

661 yılında kurulan Emevi Devleti, İslam dünyasında siyasi yapının önemli ölçüde değiştiği bir dönemi başlattı. Devletin kurucusu Muaviye bin Ebu Süfyan, hayatının son dönemlerinde oğlu Yezid’i veliaht ilan ederek halifeliğin babadan oğula geçen bir yapıya dönüşmesinin önünü açtı.

Muaviye’nin 679 yılında ölümüyle birlikte Yezid halife oldu. Bu gelişme, İslam dünyasında ciddi bir meşruiyet tartışmasını beraberinde getirdi. Çünkü halifelik ilk dört halife döneminde bir tür seçim ve istişare yöntemiyle belirlenmişti. Yezid’in veliahtlığı ise birçok Müslüman tarafından siyasi bir “saltanatlaşma” olarak değerlendirildi.

Başta Hz. Hüseyin ve Abdullah bin Zübeyr olmak üzere birçok önemli isim Yezid’e biat etmeyi reddetti. Bu itiraz yalnızca siyasi değildi; aynı zamanda dini ve ahlaki bir itiraz olarak görülüyordu. Özellikle Hz. Ali taraftarları arasında Yezid’in halifeliği ciddi bir tepki doğurdu.

KERBELA: İSLAM TARİHİNDE DERİN BİR KIRILMA

Yezid’e biat etmeyenlerin başında Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin bulunuyordu. Kûfe’den gelen davetler üzerine Irak’a doğru yola çıkan Hz. Hüseyin ve beraberindeki küçük kafile, Kerbela’da Yezid’e bağlı kuvvetler tarafından kuşatıldı.

10 Muharrem 61 tarihinde (10 Ekim 680) yaşanan olayda Hz. Hüseyin ve yaklaşık 72 yakını acımasızca öldürüldü. Kerbela faciası, yalnızca siyasi bir çatışma değil, aynı zamanda İslam dünyasında derin bir vicdani travma yarattı.

Şiî İslam’da Kerbela, zulme karşı direnişin sembolü haline geldi. Hz. Hüseyin’in mücadelesi, meşruiyetsiz iktidara karşı ahlaki direnişin en güçlü anlatılarından biri olarak kabul edildi. Bu nedenle Yezid’in halifeliği ve hilafetin saltanata dönüşmesi, Şiî siyasi düşüncesinde tarih boyunca sert şekilde eleştirildi.

ŞİÎ SİYASET TEORİSİ VE MEŞRUİYET MESELESİ

Şiî düşüncede siyasi liderliğin temelinde imamet kavramı bulunur. Buna göre toplumu yönetme hakkı ilahi olarak belirlenmiş imamların soyuna aittir. Bu anlayış, tarih boyunca farklı yorumlara uğrasa da meşruiyet tartışması Şiî siyaset düşüncesinin merkezinde yer almaya devam etti.

1979 İran Devrimi sonrasında kurulan İran İslam Cumhuriyeti ise bu geleneği farklı bir modelle yorumladı. Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin geliştirdiği “Velayet-i Fakih” teorisi, dini otoritenin en yüksek fakihte toplanmasını öngörüyordu. Bu sistemde ülkenin en üst siyasi ve dini makamı “rehber” yani dini liderdir.

Humeyni’nin ölümünden sonra bu makam Ayetullah Ali Hamaney’e geçti. İran’da dini lider teorik olarak bir seçim mekanizmasıyla belirlenir; bu seçim Uzmanlar Meclisi tarafından yapılır. Ancak pratikte bu makamın çevresinde güçlü siyasi ve güvenlik ağlarının oluştuğu da bilinmektedir.

MÜÇTEBA HAMANEY SEÇİLMESİNDE “SALTANAT” TARTIŞMASI

Son yıllarda İran’da en çok tartışılan konulardan biri, Ali Hamaney sonrası dönemin nasıl şekilleneceğidir. Bu tartışmaların merkezinde ise dini liderin oğlu Müçteba Hamaney bulunmaktadır.

Müçteba Hamaney resmi olarak üst düzey bir devlet görevinde bulunmasa da İran siyasetinde uzun süredir etkili bir figür olarak görülmektedir. Devrim Muhafızları içinde güçlü ilişkileri olduğu, özellikle güvenlik bürokrasisi üzerinde önemli bir etki kurduğu iddia edilmektedir.

İran içinde ve dışında bazı gözlemciler, olası bir liderlik değişiminde Müçteba Hamaney’in dini liderlik için güçlü bir aday haline gelebileceğini savunmaktaydı. Bu ihtimal, İran’da bile zaman zaman “cumhuriyetin monarşiye dönüşmesi” tartışmalarını gündeme getirmiştir. Ve nihayet bugün beklendildiği gibi özellikle de İran askeri bürokrasisinin de bastırmasıyla Oğul Hamaney dini lider seçildi.

Eleştirilerin temelinde ise şu soru yer almaktadır: Eğer dini liderlik fiilen babadan oğula geçerse, bu durum İran İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik temelleriyle çelişir mi?

Açıklamalara bakılırsa İran siyasal elitleri tam kadro Müçteba Hamaney’in arkasında yer almıştır.

DEVRİM MUHAFIZLARI VE GÜVENLİK BÜROKRASİSİ: “TAM BAĞLILIK”

İran’da yeni liderlik sürecinde en güçlü destek, Devrim Muhafızları Ordunu’ndan (IRGC) geldi. Devrim Muhafızları komutanlığı yayımladığı açıklamada Müçteba Hamaney’e bağlılıklarını ilan ederek şu mesajı verdi:

İran’ın “devrimci çizgisinin devam edeceği” vurgulandı.

ABD ve İsrail’e karşı mücadelenin sürdürüleceği belirtildi.

Yeni liderin ülkenin askeri ve güvenlik kurumlarının “tam desteğine sahip olduğu” ifade edildi.

İRAN CUMHURBAŞKANI MESUD PEZEŞKİYAN: “ULUSAL BİRLİK ÇAĞRISI”

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Müçteba Hamaney’in seçilmesi sonrası yaptığı açıklamada İran toplumuna birlik çağrısı yaptı.

Pezeşkiyan’ın mesajında öne çıkan noktalar şunlar oldu:

İran’ın “zor bir dönemden geçtiği” vurgulandı. Yeni dini liderin arkasında ulusal birlik oluşturulması çağrısı yapıldı.

İran’ın egemenliğine yönelik dış tehditlere karşı birlikte hareket edilmesi gerektiği belirtildi. Pezeşkiyan ayrıca İran’ın dış politikada “direniş çizgisini” sürdüreceğini ifade etti.

İRAN PARLAMENTOSU VE MUHAFAZAKÂR SİYASETÇİLER

İran parlamentosunun güçlü isimlerinden bazıları da Müçteba Hamaney’e bağlılık mesajları yayımladı.

Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ile eski Meclis Başkanı Ali Laricani gibi isimler:

Yeni liderliğin İran’ın “devrimci kimliğini koruyacağını”, İran’ın savaş ve kriz ortamında güçlü bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu vurguladılar.

Uzmanlar Meclisi’nin kararının meşru olduğunu vurgulayan açıklamalar yaptı.

Uzmanlar meclisi üyeleri: “Karar kesin”

İran’da dini lideri seçme yetkisine sahip olan Uzmanlar Meclisi üyeleri de süreci savunan açıklamalar yaptı.

Meclis içindeki bazı isimler: Seçim kararının “kesin ve bağlayıcı” olduğunu, yeni liderin hızlı şekilde belirlenmesinin savaş koşulları nedeniyle gerekli olduğunu ve anayasal sürecin işletildiğini ifade etti.

Ancak kulislerde bazı üyelerin seçim sürecinin aceleye getirildiğini düşündüğü ve sürece itiraz ettiği de basına yansıdı.

REFORMİST KANAT: “TARTIŞMALI BİR KARAR”

İran’daki reformist siyasetçiler ise daha temkinli açıklamalar yaptı.

Bazı reformist çevreler seçimin “aceleyle yapıldığı”, babadan oğula geçiş görüntüsünün İran devriminin ideallerine zarar verebileceği ve sürecin toplumda yeni tartışmalar yaratabileceği

yönünde değerlendirmelerde bulundu. Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye yakın çevreler de kararın “istikrar açısından riskler barındırabileceğini” dile getirdi.

İRAN İÇİNDE TOPLUM TEPKİSİ

İran’daki bazı akademisyenler ve muhalif çevreler ise seçim kararını eleştirdi. Bazı üniversite akademisyenleri demokratik geçiş çağrısı yaptı, sosyal medyada “babadan oğula yönetim” eleştirileri yükseldi. Bazı şehirlerde protesto sloganları duyuldu.

Bu tepkiler, İran toplumunda kararın tartışmalı olduğunu gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.

ULUSLARARASI DESTEK VE DIŞ TEPKİLER

İran siyasal elitlerinin açıklamalarına paralel olarak bazı dış aktörlerden de mesajlar geldi.

Örneğin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Müçteba Hamaney’i tebrik ederek İran ile stratejik ilişkilerin devam edeceğini açıkladı.

İRAN’DA YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI

Müçteba Hamaney’in dini lider seçilmesi, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Çünkü bu gelişme, 1979 devriminden sonra ilk kez liderliğin babadan oğula geçtiği bir süreci temsil ediyor.

İran siyasal elitlerinin büyük bölümü yeni lidere bağlılık açıklaması yaparken, reformist çevreler ve bazı toplumsal kesimler bu gelişmenin rejimin ideolojik temelleri açısından yeni tartışmalar yaratabileceğini savunuyor.

Bu nedenle Tahran’da başlayan yeni dönem, yalnızca bir lider değişimi değil; aynı zamanda İran siyasal sisteminin geleceğini belirleyecek kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor.

TARİHİN İRONİSİ Mİ?

Şiî siyasi kültüründe Kerbela, meşruiyetsiz iktidara karşı direnişin sembolü olarak görülür. Yezid’in halifeliği, özellikle iktidarın babadan oğula geçmesi nedeniyle sert biçimde eleştirilmiştir.

Bu nedenle bazı tarihçiler, İran’da dini liderliğin bir aile içinde devam etmesi ihtimalini tarihsel bir ironi olarak yorumlamaktadır. Çünkü Kerbela anlatısında eleştirilen model tam da böyle bir siyasi yapıya işaret eder.

Elbette İran’daki siyasi sistem ile Emevi dönemi arasında doğrudan bir eşitleme yapmak tarihsel açıdan doğru değildir. Ancak iktidarın meşruiyeti ve siyasi liderliğin nasıl belirlenmesi gerektiği sorusu, İslam dünyasında yüzyıllardır değişmeden varlığını sürdürmektedir.

Kerbela’dan bugüne uzanan tartışma, aslında şu temel soruyu yeniden gündeme getiriyor:

Dini meşruiyet iddiası taşıyan bir siyasi sistem, iktidarın kalıtsal bir yapıya dönüşmesini ne ölçüde kaldırabilir?

Bu sorunun cevabı yalnızca İran için değil, modern İslam siyasetinin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.