Peki kara saldırısı nasıl olacak, kimler yapacak, hangi coğrafyadan koç başı girişi olacak? Her şeyden önemlisi de kara harekatını Amerikan askerleri mi yapacak yoksa bölgede kullanışlı “mayın eşşekleri” mi kullanacaklar?

Neredeyse son 40 yıldır dünyanın ve özellikle de bölgenin daimi gündem maddelerinden birisi olan İran’da rejim değişikliğini de getirecek bir ABD-İsrail saldırısı gerçekleşti. İran’ın dini lideri Ali Hamaney de dahil olmak üzere bir çok üst düzey İran’lı komutan ve yöneticinin de öldürüldüğü saldırılarda artık sıra kara harekatına gelmiş gibi gözüküyor.

Peki kara saldırısı nasıl olacak, kimler yapacak, hangi coğrafyadan koç başı girişi olacak? Her şeyden önemlisi de kara harekatını Amerikan askerleri mi yapacak yoksa bölgede kullanışlı “mayın eşşekleri” mi kullanacaklar?

İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump döneminde şekillenen İran’a karşı “çok katmanlı baskı” stratejisinin, yalnızca ekonomik yaptırımlarla sınırlı kalmadığı görülüyor. Bu stratejinin sahadaki uzantısı olarak bazı Kürt grupların bir araya getirildiği yönündeki iddialar, bölge açısından son derece kritik.

Öne çıkan yapılar arasında PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK, İran Kürdistanı merkezli silahlı yapılanmalar, Irak kuzeyindeki IKYB ve Peşmerge unsurları ile bazı ayrılıkçı gruplar sayılıyor. Irak Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile yapılan temas iddiaları da bu çerçevede değerlendiriliyor. Suriye sahasında öne çıkan isimlerden Mazlum Abdi’nin adının da bu denklemde geçmesi, meselenin yalnızca İran’la sınırlı değil, bölgesel bir güvenlik mimarisi planının parçası olabileceğini düşündürüyor.

Burada kritik soru şudur: İran’ın füze kapasitesinin zayıflatılması ve iç güvenlik iletişim ağlarının sekteye uğratılması yönündeki iddialar doğruysa, bu durum kara unsurlarının devreye gireceği bir senaryonun ön hazırlığı mıdır?

Bölgedeki kaynaklar, kısa süre içinde İran’ın kuzeybatısı ve batısında bazı silahlı hareketliliklerin artabileceğini, sınır hattında tansiyonun yükselebileceğini konuşuyor. Zira böylesi bir gelişme, İran içinde etnik fay hatlarını tetikleyerek geniş çaplı bir iç istikrarsızlığa yol açabilir.

Iran Kürt Gruplar Birleşti

İran’ın Karşı Tedbirleri

İran’ın Kürdistan eyaletindeki Marivan bölgesine Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri’nin konuşlandırılması ve sivillere tahliye çağrısı yapılması, Tahran’ın sınır hattında artabilecek bir güvenlik tehdidine karşı önleyici bir askeri hazırlık yürüttüğünü gösteriyor. Bu tür adımlar genellikle İran’ın “sınır güvenliği operasyonu” olarak tanımladığı, ancak fiilen hem caydırıcılık hem de operasyonel hazırlık anlamına gelen süreçlerin parçası olarak görülüyor.

İran, olası bir Kürt silahlı hareketliliği veya sınır ötesi saldırı ihtimaline karşı birkaç temel hazırlık yürütüyor.

İlk olarak, sınır hattında askeri yoğunluk artırılıyor. Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri’nin Marivan gibi stratejik noktalara konuşlandırılması, Irak Kürdistanı’na yakın bölgelerde hızlı müdahale kapasitesini artırmayı amaçlıyor. Bu tür konuşlanmalar genellikle topçu birlikleri, zırhlı araçlar ve özel operasyon birlikleriyle destekleniyor.

İkinci olarak, tampon güvenlik alanı oluşturulmaya çalışılıyor. Sivillerin tahliye edilmesi, İran ordusunun olası bir çatışma durumunda operasyonel serbestlik kazanmasını sağlıyor. Aynı zamanda sınır köylerinin boşaltılması, silahlı grupların yerleşim alanlarını kullanma ihtimalini de azaltmayı hedefliyor.

Üçüncü olarak, İran halihazırda sınır ötesi askeri operasyonlar yürütmeye başladı. Devrim Muhafızları son günlerde Irak Kürdistan Bölgesi’nde konuşlu İranlı Kürt muhalif grupların üslerini yoğun şekilde hedef aldı. İran tarafından yapılan açıklamalara göre yaklaşık 30 insansız hava aracı kullanılarak Erbil ve Süleymaniye çevresindeki KDPI, Komala ve diğer silahlı gruplara ait kamplara saldırılar düzenlendi. Tahran, bu grupların İran topraklarına sızma ve saldırı planladığını ileri sürerken operasyonların “hızlı ve kararlı bir karşılık” kapsamında yürütüldüğünü duyurdu. Bu saldırılar, İran’ın yalnızca savunma hattı kurmakla kalmayıp Irak sınırı boyunca bulunan Kürt silahlı yapılanmaların lojistik ve komuta merkezlerini doğrudan hedef alan aktif bir sınır ötesi askeri kampanya yürüttüğünü gösteriyor.

Güney Azerbaycan Türklerinin Endişesi

Bu senaryonun en dikkat çekici boyutu ise İran’daki Güney Azerbaycan Türklerinin konumu. İran nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan milyonlarca Türk, ülkenin kuzeybatısında yoğun şekilde yaşamaktadır. Olası bir iç çatışma ortamı, özellikle etnik temelli bir bölünme planı devreye girerse, bu nüfusu doğrudan etkileyecektir.

Bölgeden gelen analizlerde üç temel kaygı öne çıkıyor:

1. Etnik çatışma riski: Kürt silahlı unsurların hareket alanının genişlemesi halinde, Türk nüfusun yoğun olduğu bölgelerde demografik ve güvenlik baskısı oluşabileceği endişesi.

2. Bölünme senaryosu: İran’ın etnik hatlar üzerinden parçalanması halinde, Türklerin siyasi iradesinin yok sayılabileceği kaygısı.

3. Bölgesel yalnızlaşma korkusu: Olası bir kriz anında Türkiye ve Azerbaycan’ın nasıl bir pozisyon alacağına dair belirsizlik.

Güney Azerbaycan Türkleri arasında Türkiye ve Azerbaycan’dan moral ve diplomatik destek beklentisinin güçlü olduğu biliniyor. Özellikle Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgesel denge unsuru olarak devreye girmesi gerektiğini savunan görüşler dikkat çekiyor. Bu beklenti, doğrudan askeri müdahale çağrısından ziyade; diplomatik, siyasi ve uluslararası platformlarda Türk varlığının ve haklarının korunmasına yönelik bir duruş talebidir.

Türkiye Açısından Stratejik Okuma

Türkiye perspektifinden bakıldığında mesele yalnızca İran’ın iç meselesi değildir. İran’da oluşabilecek bir etnik kaos, Irak ve Suriye’deki kırılgan yapılarla birleştiğinde Türkiye’nin güney sınırlarını doğrudan etkileyebilir. PKK çizgisindeki unsurların güç kazanması, Türkiye’nin milli güvenliği açısından ciddi riskler doğurur.

Dolayısıyla Ankara’nın:

• Sınır güvenliğini azami seviyede tutması,

• Bölgedeki Türk nüfusun haklarını diplomatik zeminde gündeme taşıması,

• İran’ın toprak bütünlüğü ile bölgesel istikrar arasındaki dengeyi gözetmesi

hayati önem taşımaktadır.

Azerbaycan’ın Askeri Tedbirleri

Azerbaycan’ın İran sınırına askeri birlikler konuşlandırması, yalnızca sınır güvenliği tedbiri değil aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığın Güney Kafkasya’ya yayılmasını önlemeye yönelik çok katmanlı bir güvenlik stratejisi olarak değerlendiriliyor. Yerel kaynaklara göre Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Devlet Sınır Hizmeti ve iç güvenlik kurumları yüksek alarma geçirilirken askerlerin izinleri iptal edildi ve bazı birlikler doğrudan İran sınır hattına sevk edildi. Ayrıca sınır boyunca insansız hava araçları ve alçak irtifa tehditlerine karşı hava savunma sistemlerinin konuşlandırıldığı bildirildi. Bu adımlar, İran’daki çatışmanın kontrolsüz şekilde yayılması, yanlış yönlenen bir füze veya drone saldırısının Azerbaycan topraklarına düşmesi ya da sınır hattında güvenlik boşluğu oluşması gibi risklere karşı önleyici bir savunma tedbiri olarak görülüyor.

Bakü yönetiminin bu adımının arkasında yalnızca askeri riskler değil, aynı zamanda insani ve siyasi faktörler de bulunuyor. İran ile Azerbaycan arasında yaklaşık 689 kilometrelik uzun bir kara sınırı bulunuyor ve İran’da milyonlarca etnik Azerbaycan Türkü yaşıyor. Bölgedeki çatışmanın büyümesi halinde büyük bir mülteci akını veya sınır hattında güvenlik kaosu yaşanabileceği değerlendiriliyor. Nitekim İran’daki gerilim nedeniyle çok sayıda kişinin Azerbaycan üzerinden ülkeyi terk etmeye çalıştığı ve Astara sınır kapısında yoğunluk oluştuğu bildiriliyor. Bu nedenle Azerbaycan ordusunun hem sınır güvenliğini sağlamak hem de olası göç dalgasını kontrol altında tutmak amacıyla sahada aktif rol aldığı belirtiliyor.

Stratejik açıdan bakıldığında Azerbaycan’ın attığı bu adım, Güney Kafkasya’nın Orta Doğu’daki büyük bir savaşın dolaylı cephelerinden birine dönüşmesini engellemeyi amaçlıyor. Bakü yönetimi bir yandan İran’la doğrudan bir askeri gerilime girmek istemezken diğer yandan sınır hattında oluşabilecek güvenlik boşluklarının kendi iç istikrarını tehdit etmesini önlemeye çalışıyor. Bu nedenle Azerbaycan’ın sınır hattında askeri hazırlık seviyesini yükseltmesi, bölgesel savaşın etkilerinin Kafkasya’ya sıçramasını engellemeye yönelik “önleyici caydırıcılık” politikası olarak değerlendiriliyor.

Değerlendirme

Bölgede dolaşan iddialar doğru olsun ya da olmasın, İran merkezli bir iç istikrarsızlık ihtimali yalnızca Tahran’ı değil, tüm Türk dünyasını yakından ilgilendirmektedir. Etnik temelli çatışma senaryoları, dış aktörlerin müdahalesiyle derinleşirse, bunun bedelini bölge halkları öder.

Bugün yapılması gereken; duygusal reflekslerle değil, soğukkanlı stratejik akılla hareket etmektir. Ancak bir gerçek vardır ki: Güney Azerbaycan Türklerinin güvenliği ve hakları, Türk dünyasının ortak meselesidir ve görmezden gelinemez.